başa dön

 

NRA
TEKNİK
YAYIN
NO. 1995-2



NRA Ana Sayfa

Agroturk Ana Sayfa

Site Haritası

KAN UNU

Hazırlayan: Robin Crawshaw (Danışman: Yem Araştırmaları)
Çeviren: İ. Cihan Koru (NRA Türkiye Danışmanı)

Mezbahalarda kesilen hayvanlardan canlı ağırlıklarının %3'ü kadar kan elde edilir. Bu kanın yaklaşık %20'si kuru maddedir. Bu oranlar dikkate alındığında, bütün dünyada yanlız ruhsatlı kesimhanelerde yapılan kesimlerden ortaya çıkan kan miktarından potansiyel olarak yılda 1.7 milyon ton kan unu elde edilebileceği hesaplanabilir. Elimizde, dünyada üretilen kan unu miktarı ile ilgili güvenilir bilgi yok. Ancak, bu miktarın üretim potansiyelinin çok altında olduğu tahmin ediliyor. Örneğin, İngilterede elde edilen kan unu miktarı tahminen 8,000 tondur ve bu miktarın, üretilebilecek miktarın yanlız %22'si olduğu hesaplanmaktadır. Kan ununun hayvan yemlerinde kullanılabileceği, bu yüzyılın başlarında düşünülmeye başlandıysa da, ilk zamanlar, hayvanların istekli yemeyeceği ve sindirebilirliği düşük bir hammadde olarak görülüyordu. O zamanlar yaygın düşünce, kanının işlenme sırasında bazı faydalı özelliklerini kaybettiği yönünde idi. Kan ununun değerinden kaybetmeden üretilebileceğini Lindsey (1908) gösterdi. Bu araştırıcı, usulüne uygun olarak üretilen kan ununun bütün çiftlik hayvanları tarafından iştahla yendiğini ve üretim sırasında aşırı derecede ısıtılmadığı takdirde kolayca sindirilebildiğini saptadı. Lindsey'den yetmiş yıl sonra, Hamm ve Searcy, kan ununun besleyici değerini, "faydalanılabilir lizin içeriği" olarak ölçerek daha bilimsel bir şekilde ifade ettiler. Eskiden uygulanan "kazanda kurutma" yönteminde, 24 saatten uzun kurutma süreleri ve 175 ºC'yi bulan sıcaklıklar kullanılırdı. Günümüzde kullanılan kurutma sistemleri ise, eskiye kıyasla hayli farklıdır. Örneğin, çember kurutma (ring drying) yönteminde, kanın 92 ºC'de birkaç dakika tutularak pıhtılaşması sağlanır. Daha sonra, 10 saniye gibi kısa bir sürede kalan rutubet uçurulur. Rutubetin uçurulması sırasında sıcaklık hiçbir zamam 100ºC'nin üzerine çıkmaz (Van Huemen, kişisel yazışmalar.) Kan unu üretimindeki bu önemli değişiklikler, faydalanılabilir lizin miktarında da önemli artışlara yol açtı. Örneğin, Noll ve arkadaşları hindi beslenmesi denemelerinde kazan usulü ile elde edilmiş kan ununda faydalanılabilir lizin miktarıı %16-82 arasında değişirken, çember kurutma ile elde edilen üründe bu oranın %77-101 arasında olduğunu gösterdiler.

Kan Ununun İçeriği

İngiltere'de yapılan araştırmalar kan ununun zengin bir protein kaynağı olduğunu gösterirken, laboratuar analizleri de (pepsin/HCl) yüksek sindirilebilirliğe sahip olduğunu ortaya koydu. Tablo 1, bu bulguları özetlemektedir.

Tablo 1.  Kan Unu Kalitesi
 

Ham Protein
(%)

Protein Sindirilebilirliği*

Ortalama

94.3

97.1

Standart Sapma

2.25

1.98

Örnek Sayısı

14

14

AOAC Pepsin/HCl yöntemi; Kaynak: Crawshaw 1993

ABD'de ticari olarak üretilen kan ununda tipik olarak hedef alınan rutubet yüzdesi 8-8½'dur ve elde edilen protein yüzdesi de, genellikle %86-87 arasındadır (National Research Council; NRC).

Gevişgetirmeyen Hayvanlar için Kan Unu

Protein içeren hammaddeler, gevişgetirmeyen hayvanlar için önemli bir amino asit kaynağıdır. Lizin, özellikle tahıl esaslı yemlerle beslenen et hayvanları için önemlidir. Kan unu lizin açısıdan çok zengindir (Tablo 2). İçerdiği lizin oranı beyaz balık unundakinin iki katı, kabuğu çıkarılmış soyadan elde edilmiş küspedekinin üç katıdır.

Tablo 2. Yaygın Kullanılan Bazı Protein Hammaddelerinin Amino Asit İçerikleri
 

Kan Unu

Balık Unu

Et Kemik Unu

HiPro Soya Küspesi

Kolza Küspesi

Ayçiçeği Küspesi

Pamuk Küspesi

Yem No.

a

b

c

11710

11402

11804

11102

Treonin

5.00

2.68

1.82

1.97

1.60

1.26

1.34

Sistin

1.10

0.64

0.48

0.76

0.91

0.60

0.70

Valin

7.75

3.22

1.87

2.42

1.85

1.68

1.91

Metiyonin

1.07

1.84

0.60

0.70

0.73

0.74

0.67

İzolösin

1.50

2.67

1.82

1.27

2.47

1.38

1.37

Lösin

12.95

4.59

3.02

3.86

2.55

2.12

2.46

Fenilalenin

6.70

2.36

1.58

2.51

1.46

1.50

2.13

Histidin

6.30

1.45

1.07

1.32

1.01

0.82

1.07

Lizin

9.10

4.80

2.57

3.09

1.98

1.17

1.71

Arginin

4.75

4.16

3.28

3.68

2.12

2.67

4.48

Triptofan

1.00

0.68

0.25

0.63

0.46

0.39

0.50

* Yem Numarası: Avrupa Amino Asit Tablosunda (European Amino Acid Table; 1992) Dünya Bilimsel Tavukçuluk Derneği (WPSA) tarafından verilmiş numaradır. Bu tablodaki değerler, şu anda Ingiltere'de bulunan değerlerdir.
(a) Prosper De Mulder, Widnes
(b) Uluslararası Balık Unu ve Balık Yağı Üreticileri, St. Albans
(c) Doncaster, Nuneaton ve Silvertown'daki Prosper De Mulder tesislerinden alınmış örneklerin ortalaması.

Yukarıdaki listede belirtilen değerler, yem hammaddesinde bulunan amino asit miktarını gösteriyorsa da, gerçekte, kanatlılar bu amino asitlerin tamamını sindiremez. Bunun nedeni, hayvanların kendi sindirim enzimlerinin bütün hammaddelerin ortak özelliği olan güçlü kimyasal bağları parçalamaya yeterli olmamalarıdır. Amino asitlerin bazıları doğada güçlü bağlarla bağlı olarak bulunurlar. Buna karşılık, bazıları da yem üretimi sırasında güçlü bağlar oluştururlar. Bazı bitkisel protein kaynaklarında mevcut bulunan enzim inhibitörleri (enzim faaliyetini engelleyen maddeler), özel bir muamele ile etkisiz bırakılmazlarsa, sözkonusu kaynağın içerdiği amino asitlerden hayvanların yararlanabileceği miktar daha da azalır.

Tavukların sindirim sistemlerinin son bölümünde meydana gelen mikrobiyolojik fermentasyon, bu güçlü bağları bir ölçüde kırabilir. Ancak, sindirim sisteminin bu ileri kademesinde serbest kalan amino asitlerin hayvana fazla faydası yoktur. Gerçekte, hayvan ancak sindirim sisteminin absorbsiyon yapabilen ilk kademelerinde serbest kalan amino asitlerden yararlanabilir. Bu nedenle, beslenme uzmanlarının pek çoğu son zamanlarda, protein kalitesini, yemlerin içerdiği amino asit miktarının "ileal" sindirilebilirliği olarak ifade etmeye başlamışlardır. Bilindiği gibi ileal, ileum'da olan veya ileum ile ilgili anlamına gelmektedir ve ileum da, incebağırsağın son kısmına, yani sindirim sisteminin kıvrımbağırsak denilen bölgesine verilen addır.

Tavuklara ait ileal sindirilebilirlik tabloları yaygın şekilde kullanılmakta olup, böyle bir tablonun bir bölümü Tablo 3'de gösterilmektedir.

Tablo 3. Yaygın Olarak Kullanılan Bazı Protein Kaynaklarının İçerdiği Gerekli Amino Asitlerin Görünür İleal Sindirilebilirlikleri (yüzde)
 

Kan Unu

Balık Unu

Et Kemik Unu

HiPro Soya Küspesi

Kolza Küspesi

Ayçiçeği Küspesi

Pamuk Küspesi

Ham Pro.

87

79

76

80

70

75

72

Treonin

87

81

77

77

68

71

61

Sistin

-

62

60

79

73

74

-

İzolösin

70

86

86

84

75

78

67

Lösin

93

87

82

83

79

77

70

Fenilalenin

92

84

83

85

80

80

80

Histidin

94

88

86

90

83

90

88

Triptofan

89

74

64

78

-

76

72

* Yüksek kaliteli et ve kemik unu. Kaynak: Eurolysine Wall Chart for Pigs

Lizin sindirilebilirliği, değişik yem hammadelerine göre farklılık gösterir. Örneğin, pamuk tohumunun lizin sindirilebilirliği düşüktür. Balık unu, et ve kemik unu ve soya küspesinin lizin sindirilebilirliği, daha yaygın olarak kullanılan kolza ve ayçiçeği küspelerinde olduğundan daha iyidir. Ancak, lizin sindirilebilirliği en yüksek olan protein kaynağı kan unudur. Kan ununun içerdiği lizin'in yüksek sindirilebilirliği ile kan ununun kendine ait genel sindirilebilirliğinin yüksek olması birlikte dikkate alındığında, bu hammaddenin bu mutlak gerekli amino asit açısından ne kadar zengin bir kaynak olduğu daha iyi anlaşılır.

Amino Asit Faydalanılabilirliği

Yem formulasyonlarında ileal sindirilebilirlik katsayılarının kullanılması, eskiye kıyasla bir ilerleme olarak kabul ediliyorsa da, bir amino asidin sindirilebilirliği, hayvana yararlılığını tam olarak yansıtmamaktadır. Yakın bir geçmişte Batterham'ın Avusturalya'da yapmış olduğu bir çalışma sonunda, aynı amino asitlerden aynı oranlarda tüketen domuzların, bu amino asitlerden, amino asitin geldiği hammaddeye göre farklı oranda faydalanabildiklerini göstermiştir. Buna benzer başka bir çalışmada, lizin miktarı yetersiz bir yeme katılan pamuk çekirdeği küspesinden absorbe edilen lizin miktarının et ve kemik unundan veya soya küspesinden absorbe edilen miktara kıyasla daha düşük olduğu saptanmıştır. Söz konusu denemenin sonuçları, karkasta kalan sindirilebilir azot açısından karşılaştırıldığında, soya küspesinden alınan sindirilebilir lizin'in pamuk çekirdeği küspesinden alınana kıyasla iki misli daha fazla olduğu görülmüştür. Batterham tarafından yapılan diğer bazı araştırmalar sonunda, sindirilebilir metiyonin ve treonin'in faydalanılabilirliğinin de hammadde kaynağına göre değiştiği görülmüştür. Günümüzde amino asit faydalanabilirliği ile ilgili bilgiler hem sınırlı, hem de mevcut bilgiler yaygın olarak yayınlanmış değildir. Mevcut bilgiler arasında en ilginç olanlardan biri, Taverner'in Avusturalya'da yaygın olarak kullanılan hammaddelere ait yayınladığı lizin yararlanabilirliği listesidir (Tablo 4). Burada kan ununun lizin yararlanabilirliğinin en yüksek olduğu, bunu balık ununun izlediği görülmektedir.

Tablo 4. Yaygın Olarak Kullanılan Protein Kaynaklarının Lizin Sindirilebilirliğinin Tahmini Faydalanabilirlik Derecesi
 Protein Kaynağı

Faydalanılabilirlik

 Kan unu

95

 Balık unu

93

 Soya küspesi

89

 Kolza küspesi

77

 Et ve kemik unu

75

 Ayçiçek küspesi

60

 Pamuk tohumu küspesi

40

Kaynak: Taverner, 1991

Hammaddelerin içerdiği amino asitlerin faydalanılabilirliğini kullanarak rasyon formüle etmek, şu anda bu konudaki bilgilerimizin yetersiz olmasından dolayı henüz mümkün değil. Ancak, lizin ile ilgili mevcut bilgiler, rasyon formülasyonunda bizlere yardımcı olacak düzeye gelmiş bulunuyor. Bu bilgilere dayanarak, çeşitli protein kaynaklarının lizin içeriği bakımından değerleri nisbi olarak tekrar sıraya konabilir. Şekil 1, bu sıralamayı göstermektedir.

Şekil 1 incelendiğinde, örneğin, Avrupa'da domuz rasyonlarında öteden beri yaygın olarak kullanılan kolza küspesinin, kan ununun %22'si kadar lizin içerdiği halde, kolzada bu amino asite ait faydalanılabilirlik oranının kan ununda sapta nanın yanlız %14'ü olduğu görülmektedir.

Kristalin Amino Asitler ve Peptid Gereksinimi

Günümüzde bazı amino asitler ticari olarak üretilmekte, yem sanayi tarafından yaygın olarak kullanılmakta ve bunların tamamen faydalanılabilir formda olduğu bilinmektedir. Kristal formda olan bu amino asitler, özellikle çevre koruma endişesinin yoğun olduğu Hollanda gibi ülkelerde gittikçe daha fazla kullanılmaktadır. Amino asitleri bu formda kullanarak, diyetteki protein kalitesini sabit tutarken, diyet ile alınan azot miktarını azaltmak mümkün olmaktadır. Bunun sonucu olarak da, hayvan dışkıları ile atılarak çevreye olumsuz etki yapan azot miktarı azaltılmaktadır. Yüksek düzeyde faydalanabilir amino asit içeren kan unu veya balık unu da aynı amaçla kullanılabilir. Sözkonusu hammaddelerin kullanılması, kristalize amino asitlere kıyasla daha ekonomik bir alternatifdir.

Jensen'in (1992) ABD'de tavuk ve domuzlar üzerinde yaptığı bir çalışma sonunda, düşük proteinli diyetlerin kristalin amino asitlerle desteklendiği rasyonların aşırı kullanıldığı durumlarda, optimum büyüme ve yem dönüşüm oranı elde edilemediği anlaşıldı. Bu sonuç şöyle açıklalanıyor: Kristalin amino asit kullanıldığında, çok sayıda amino asidin sınırlı bir süre içinde absorbe edilmesi gerektiğinden, absorbsiyon mekanizması aşırı yüklenmektedir. Buna karşılık, kan unu gibi protein hammaddeleri kullanıldığında, absorbe edilen besin, daha az sayıda bulunan peptid zincirleri olup, aynı süre içinde daha az sayıda molekül absorbe edildiği için, bunların alınması daha kolay olmaktadır. Protein sindiriminin ürünleri olan bu peptid zincirler, iki ila altı amino asitten oluşmaktadır. Ayrıca, absorbe edildikten sonra, bu peptidlerin daha etkin olarak kullanıldıkları ihtimali de mevcuttur. Hızlı büyüyen genç piliç ve domuzların diyetlerinde kullanılan münferit amino asitlerin (kristalize amino asitler) yerine, hangi noktada faydalanılabilir peptidlerin (kan unu gibi proteinli hammaddeler) ikame edileceği henüz kesinlik kazanmamıştır. Bu konuda besleme rehberlerinin hazırlanabilmesi için daha fazla araştırmaya gerek var. Ancak, bu araştırmalar tamamlandığı zaman, ticari amino asitlerin kullanımının sona ereceği de beklenmemelidir. Bütün bu çalışmalar tamamlandıktan sonra ortaya çıkacak sonuç, her halde, ticari amino asitlerin yüksek oranda faydalınabilirliği olan protein kaynakları ile beraber kullanılmalarının en akılcı yol olduğunun teyidi olacaktır.

Geviş Getirmeyen Hayvanlar için Kan Unu

Hızlı büyüyen kanatlılar ve domuzlar için ideal olan yemler, hayvanların zorlamaya gerek kalmadan kendiliklerinden istekle yedikleri ve bütün gerekli amino asit ihtiyaçlarını karşılayan yemlerdir. Uzun yıllar, kan unu uzun yıllar diyetlere en fazla %3-6 oranında katılırdı. Daha yüksek oranlar kullanılırsa, hayvanların yemi severek yemelerini engelleyeceği ve performans düşüklüğüne yol açacağı düşünülürdü. Daha yakın zamanda yapılan araştırmalardan elde edilen sonuçlar, bu hammaddenin yeme optimum katılma oranının eskiye kıyasla daha yüksek olabileceğini gösterdi. Bu yeni çalışmalar, daha önceleri kan unu ile takviye edilmiş yemlerle beslenen hayvanlarda görülen düşük performansın aslında amino asit profilindeki dengesizlikten ileri geldiğini gösterdi. Tablo 5'de, domuzların kendi istekleri ile yedikleri diyetlerine %0-12 arasındaki oranlarda katılan kan ununun performans üzerindeki etkisi görülmektedir.

Tablo 5. Kan Unu İçeriği Farklı Domuz Rasyonlarında Yenen Yem Miktarı
ve Performans

Deneme

Kan Unu Oranı (%)

Günlük Ağ. Artışı

Yene Yem (g/gün)

Yem
Dönüşümü (g/g)

A

 

 

0.0

760

230

2.87

3.0

774

227

2.79

5.9

796

221

2.64

8.9

756

213

2.73

B

 

11.8

641

199

2.91

0.0

782

224

2.87

12.0

579

173

3.00

12.0*

687

197

2.88

* Izolösin ile takviye edilmiş. Kaynak: King ve Campbell 1978

A denemesinde, yeme %5.9 oranında kan unu katıldığında, hem büyüme oranının hem de yem dönüşümünün optimum olduğu görülüyor. B denemesinde ise, kan ununun yeme %12 oranında katıldığı durumda, kontrol guruba kıyasla, hem yenen yem miktarının hem de performansın düştüğü görülüyor. Ancak, bu oranda kan ununun yanında, diyete %0.1 düzeyinde izolösin katıldığında, hem ağırlığın daha hızlı arttığı hem de yem dönüşümünün önemli ölçüde iyileştiği görülmüştür. Kan ununun içerdiği izolösin'in hem düşük oranda hem de az sindirilebilir olduğu bilindiğinden, kan ununun bu amino asit ile takviye edildiği durumda elde edilen üstün sonuçlar şaşırtıcı değildir. Kan unu yüksek oranda lösin içerdiği ve bu amino asitin hem isolösin'in hem de valin'in yararlanabilirliğini sınırladığı bilindiğinden, kan ununun tek protein kaynağı olduğu diyetlerle beslenme durumunda, sözü edilen iki amino asitle ilgili bazı nisbi noksanlıklar görülebilir.

Yukarıda sözü edilen denemelere paralel olarak yürütülen bir diğer çalışmada, yeme ilave edilen tadlandırıcı bir katkı maddesine herhangi bir yanıt alınmadığı görüldü. Bu sonuç, yenen yem miktarındaki düşüşün, hayvanların yemi beğenmedikleri için yemediklerinden değil, metabolik bir etkiden ileri geldiğini düşündürmektedir. Isolösin'in tek başına, yenen yem miktarındaki azalmayı önleyememesi, amino asitler arasında karmaşık bir dengesizliğin olduğuna işaret ediyor olabilir. Bu sonuç, Fisher'in bulguları ile de bağdaşmaktadır. Fisher, piliçler üzerinde yaptığı sözkonusu çalışmasında, %11-12 kan unu içeren diyetler denemiş ve yanlız izolösin'in değil, aynı zamanda metiyonin ve arginin'in de sınırlayıcı olduğu sonucuna varmıştı.

Bu sonuçlardan, rasyonlarda yüksek düzeyde kan unu kullanmak istendiğinde, amino asitler arasındaki karmaşık etkileşimin dikkate alınması gerektiği anlaşılmaktadır. Daha pratik bir yaklaşım ise, hayvanların ihtiyacı olan amino asitlerin sağlanması için tek bir kaynağa bağlanmanın doğru olmadığını kabul etmekdir. Amino asitlerin temini için tek bir kaynağa başvurulması, eninde sonunda dengesizlik riskine neden olacak ve hızlı büyüyen hayvanların gerçek potansiyellerini göstermelerini güçleştirecektir.

Yüksek kaliteli birkaç protein kaynağının bir arada kullanılması, bu proteinlerin birbirlerinin eksik veya fazlalıklarını telafi edeceğinden, tercih edilmesi gereken daha tutarlı bir yaklaşım olarak görünmektedir. Böyle bir yaklaşımın başarısı, kan unu ile balık ununu beraberce kullanan Dafwang ve arkadaşları tarafından rapor edilmiştir. Wahlstrom ve Libal de, domuzlar üzerinde yaptıkları çalışmalar sonunda, yeme ilave edilen proteinin %60 kadarının kan unu, geri kalan kısmının da soya küspesi veya et ve kemik unu ile sağlanabileceğini gösterdiler. Bugün, balık ununun protein düzeyine benzer düzeyde protein içeren ticari ürünler, kan unu ve diğer hayvansal protein kaynaklarının karışımından elde edilmekte ve yem üreticileri tarafından kullanılmaktadır.

Aşağıda sunulan Şekil 2, üç ayrı çalışmanın verilerine dayanılarak hazırlanmıştır. Bu şekilde, diyette kullanılan soya küspesine ek olarak ve %5 düzeyine kadar arttırılabilen kan ununun, büyümekte olan domuzların büyüme oranı ve yem dönüşümü üzerindeki olumlu etkisi izlenebilir. Bu düzeyin üzerine çıkıldığında, yenen yem miktarı azalmakta, bunun sonucu olarak da performans ve etkinlik azalmaktadır. Kanatlılar üzerinde yapılan çalışmalardan da benzer sonuçlar elde edilmiş ve yeme katılacak optimum kan unu miktarının %4-6 olduğu sonucuna varılmıştır.

Şekil 2. Kan Ununun Büyüme Oranı, Yenen Yem Miktarı ve Yem Dönüşümü Üzerindeki Etkisi (Kaynak: Wahlstrom, 1977; Ilori, 1984; Parsons, 1979)

Ruminantlar için Kan Unu

Proteinin kalitesi, ruminantların beslenmesinde de geviş getirmeyen hayvanların beslenmesinde olduğu kadar önemlidir. Ancak, ruminantların yem ile aldıkları protein, rumende bulunan mikroflora tarafından değişik ölçülerde değişime uğrar. Rumende cereyan eden bu fermentasyonun ve dolayısı ile mikrobiyal protein sentezinin devam edebilmesi için, hayvanın sürekli olarak rumende parçalanabilir ham proteine (RPP; Ingilizce literatürde "rumen degradable protein" = RDP) ihtiyacı vardır. Ancak, hayvana verilecek aşırı miktarda RPP'nin faydası olmayıp bu fazla RPP önce amonyak olarak absorbe edilir sonra da çoğu dışkı ile atılarak ziyan olur.

Hayvanın aldığı proteinin, rumen bakterilerinin ihtiyacını karşılamaktan başka fonksiyonları da vardır. Yem ile alınan protein, rumenden bakteriler tarafından parçalanmadan geçebilirse (kaçabilirse), midenin abomasum (4. bölüm) kısmına veya ince bağırsağa kadar ulaşarak orada sindirilir. Sindirim sisteminin bu kademesine parçalanmadan ulaşan protein (bazen "parçalanmamış diyet proteini" PDP; İngilizce literatürde "undegradable dietry protein" = UDP olarak da anılır), rumenden gelen mikrobiyal protein ile beraber hayvanın sindirim enzimlerinin etkisine uğrayarak hidrolize olur. Hidrolize olan bu protein peptid ve amino asitlere parçalanır ve geviş getirmeyen hayvanlarda olduğu gibi absorbe edilir.

Dolayısı ile, ruminantlara yedirilecek protein yemlerini değerlendirirken ilk dikkat edilecek husus, rumende parçalanma oranıdır. Bu oran her yem hammaddesi için sabit bir değer değildir. Parçalanma miktarı, rumen bakterilerine hammaddeyi parçalamak için ne kadar süre tanındığına bağlıdır. Yem rumenden ne kadar hızlı geçerse, parçalanma da o kadar az olacaktır. Bu yüzden, entansif besiye alınmış sığırlar ile, yüksek verimli süt ineklerinin yedikleri proteinin, daha düşük verimli hayvanlara kıyasla, daha düşük bir yüzdesi rumende parçalanmaya fırsat bulur.

Protein parçalanabilirliği değişik koşullar altında farklılık gösterirse de, yem hammaddelerini protein parçalanabilirliği açısından nisbi olarak sınıflamak mümkündür. Tablo 6, bazı yemlerin içerdiği proteinin rumenden parçalanmadan geçen kısımlarını göstermektedir.

Tablo 6. Yaygın Olarak Kullanılan Bazı Yemlik Proteinlerin Rumende Parçalanmayan Kısımları
 

Rumenden Parçalanmadan
Geçen Protein Oranı (%)

Standart Sapma

Kan Unu

82

0.01

Hidrolize Tüy Unu

71

-

Balık Unu

60

0.16

Mısır Gluten Unu

55

0.08

Et ve Kemik Unu

49

0.18

Ekstrude Soya Küspesi

35

0.12

Kolza Küspesi

28

0.09

Yem Bezelyesi

22

0.03

Kaynak: NRC 1988; Ingiltere tabloları

Kan unu, parçalanmayan protein içeriği yüksek yem hammaddelerine en iyi örnektir. Bu hammaddenin içerdiği proteinin yüzde sekseksenden fazlası rumenden parçalanmadan geçerek abomasuma ulaşır. Yaygın olarak kullanılan diğer protein kaynaklarının çoğunda, hammaddenin içerdiği proteinin yarısından fazlası rumende parçalanır. Kan ununundan başka, yanlız tüy unu, balık unu ve mısır gluteni unu zengin PDP kaynaklarıdır.

Dikkate alınması gereken başka bir özellik de, bazı yem hammaddelerinin protein parçalanabilirlik oranlarının değişkenlik göstermesidir. Bu değişkenlik yüzünden, besleme uzmanları bu hammaddeleri rasyonlarında kullanırken hangi oranı esas alacakları konusunda güçlük çekerler. Sözkonusu değişkenlik, istatistik analizlerde variyans katsayısı (VK) olarak ifade edilir. NRC, 1988'de yayınladığı bir tabloda soya ve balık ununun parçalanabilirlik değerlerine ait variyans katsayılarını, sırası ile %33 ve %26 olarak belirtmiştir. Aynı yayında kan unu proteini parçalanabilirliğinin VK değeri %1 olarak gösterilmektedir. NRC'nin yayınladığı bu düşük değer her ne kadar yanlız iki örnek üzerinde yapılmış ölçümlere dayanıyorsa da, Mantysaari ve Sniffen de (1989) kan unuparçalanabirliğindeki değişkenliğin balık unu ve tüy ununda rastlanana kıyasla daha düşük olduğunu teyid etmektedir.

Çeşitli yem hammaddelerinin protein içerikleri ile bu proteinlerin parçalanabilirlik yüzdeleri birleştirildiğinde, kan ununun rumende parçalanmadan geçen protein içeriği açısından üstünlüğü daha iyi anlaşılmaktadır (Şekil 3).

Şekil 3. Yaygın Olarak Kullanılan Bazı Yemlik Proteinlerin Yüzde Olarak Ham Protein ve PDP İçerikleri  (Kaynaklar: NRC 1998; Ingiltere tabloları ve değişik sanayi kaynakları)

Tipik olarak, kan ununun PDP içeriği balık ununun iki, soya küspesinin beş katıdır.

Protein Sindirilebilirliği

İnce bağırsağa kadar parçalanmadan gelebilen protein sindirilebilir değil ise, burada fazla bir işe yaramaz. Rumenden parçalanmadan geçen proteinlerin incebağırsakta sindirilebilirlik değerleri (parçalanmayan protein sindirilebilirliği = PPS ; Ingilizce literatürde "digestibility of escape protein" = DUP), bu değerleri veren değişik kaynaklara göre farklılık göstermektedir. Webster (1992) çok değişik hammaddeler içeren 25 değişik yem formülasyonu üzerinde yaptığı çalışmalar sonunda PPs değerinin %48 ile %83 arasında değiştiğini göstermiştir. Birçok yem için, PDP'nin sindirilemez kısmı ADÇA ("asit deterjanda çözünmeyen azot; Ingilizce literatürde "acid detergent insoluble nitrogen" = ADIN) yöntemi ile tahmin edilebilir. Bu değer, adından da anlaşıldığı gibi, bir yemin içerdiği ve asit reaksiyon veren özel bir deterjan çözeltisinde çözünmeyen azot miktarını gösterir (Webster ve ark., 1988). ADÇA değeri ne kadar yüksek ise, protein sindirilebilirliği de o kadar düşükdür. Ancak, üretim sırasında çok fazla işlem görmüş bazı yemlerde ADÇA değeri, gerçekte olana kıyasla abartılı bir protein sindirilebilirliği verebilir (Waters, Kitcherside and Webster 1992).

Kan unu, sıvı halde bulunan kandan nisbeten kuru bir un haline gelinceye kadar bir hayli işlem gördüğü halde düşük bir ADÇA değerine sahiptir (Loerch ve ark., 1983; Goedeken ve ark., 1990; ve Blasi ve ark., 1991). Kan ununun ince bağırsağa ulaşan kısmı tamamen sindirilemez dahi olsaydı, genel olarak gene de yüksek sindirilebilirliği olan bir hammadde olarak kabul edilirdi. Tipik bir ADÇA değeri olan %3.2 (toplam azotun yüzdesi) %87'lik bir PPs değeri demektir (Webster ve ark., 1988). Bunun anlamı da, kan unu proteininin rumende parçalanmadan ince bağırsağa geçebilen kısmının ince bağırsakdaki sindirilebilirliği, Webster'in çalışmalarında saptadığı en yüksek sindirilebilirlik değeridir. Özetle, kan ununda bulunan proteinin büyük bir oranı rumenden parçalanmadan geçer. Ince bağırsağa parçalanmadan ulaşan bu proteinin de büyük bir kısmı sindirilebilir karakterdedir.

Sindirilen Proteinin Kalitesi

İnce bağırsakta absorbe edilen ham protein, mikrobiyel protein ile ince bağırsağa kadar parçalanmadan ulaşabilmiş proteinden oluşur. İnce bağırsağa gelen bu proteinlerin hayvana en fazla yararı sağlayabilmesi için, her iki yolla gelen kısmın da hayvanın gereksinimlerini tam olarak karşılayabilecek özellikte olması, yani birbirini tamamlar nitelikte amino asit kompozisyonuna sahip olması gerekir.

Mikrobiyel proteinin kompozisyonu oldukça sabit olduğu halde (Burris ve ark., 1974), rumenden parçalanmadan kaçabilen proteinin kompozisyonu, kaynaklandığı yeme göre değişir. Kuzular (Nimrick ve ark. 1970) ve büyümekte olan genç sığırlar (Richardson ve Hatfield, 1978) üzerinde yapılan araştırmalarda, mikrobiyel proteinde sınırlayıcı ilk üç amino asidin metiyonin, lizin ve treonin olduğu saptanmıştır. Bunun anlamı, hayvana verilecek proteinin rumende parçalanmadan geçen ve ince bağırsakta sindirilen kısmının yüksek oranda bu amino asitleri içermesi gerektiğidir. King ve ark., (1988), süt inekleri üzerinde yaptıkları bir araştırmada, mısır silajına destek olarak kullanılan kan unu, pamuk tohumu küspesi ve mısır gluteni ununun her birinde farklı sınırlayıcı amino asitler buldular. Bu diyetlerin hepsinde, sınırlayıcılık sıralamasında metiyonin ya birinci veya ikinci sırada yer alırken, lizin ve treonin diyetlerin yanlız ikisinde sınırlayıcı olarak bulundu.

Rumenden parçalanmadan geçerek ince bağırsakta sindirilen proteinin kompozisyonunun, hayvanın yediği yemdeki kompozisyonun aynısı olması gerektiği düşünülebilir. Gerçekten de, kan unu gibi, rumenden geçerken mikrobiyel parçalanmaya en fazla direnç gösteren hammaddelerinin içerdiği proteinin özelliklerini muhafaza etmesini beklemek mantıklı ve doğaldır. Ancak, Mantysaari ve ark., (1989b) labaoratuarda yaptıkları bir çalışma sonunda, bazı protein hammaddelerinin belli bir protease enzimi ile 18 saat muamele edildiklerinde amino asit kompozisyonlarında değişiklikler oluştuğunu gösterdiler. Üzerinde çalışılan 6 protein hammaddesinde ölçülen 13 amino asidin, yemdeki oranları ile deney sonunda elde edilen kalıntıda bulunan oranları arasında %90.3 ile 111.7 arasında değişen farklar bulundu (Şekil 4).

Şekil 4. Rumenden Geçiş Sırasında Protein Hammaddelerinin Amino Asit Profillerinde Oluşan Değişiklikler. -Söz konusu hammaddeler; balık unu, tüy unu, et ve kemik unu, kan unu, soya küspesi ve mısır gluteni unudur (Kaynak: Mantysaari ve ark.,1989b)

Genel olarak, rumenden kaçabilen proteinin, hayvanın yediği yemdeki proteine kıyasla, valin, triptofan ve diğer birkaç amino asit açısından daha zengin; lizin ve metiyonin açısından daha fakir olduğu söylenebilir. Mikrobiyel proteinin de lizin ve metiyonin açısından nisbi olarak eksikliği bulunduğu düşünülürse, yukarıda anlatılanların önemi daha iyi anlaşılır. Yem hammaddelerinin mikrobiyel proteini destekleme yeteneklerinin karşılaştırılabilmesi için, her bir hammaddenin ince bağırsağa ne kadar sindirilebilir sınırlayıcı amino asit sağladığı hesaplanmalıdır. Tablo 7'de böyle bir karşılaştırma yapılıyor. Bu tabloda, yaygın olarak kullanılan altı değişik protein hammaddesinden hayvanlara, eşit miktarda ham protein alabilecekleri ölçülerde yedirildiğinde, ince bağırsağa ulaşan sindirilebilir metiyonin, lizin ve treonin miktarları görülmektedir.

Tablo 7. Değişik Yem Hammaddelerinden Sağlanan Eşit Miktarda Diyet Proteininden, İnce Bağırsağa Ulaşabilen Sindirilebilir Sınırlayıcı Amino Asitlerin Nisbi Miktarları (her amino asidin ölçülen en yüksek değerinin yüzdesi olarak ifade edilmiştir).
Protein Hammaddesi

Metiyonin

Lizin

Treonin

Kan Unu

50.06

100.0

100.0

Tüy Unu

13.9

16.5

53.0

Mısır Gluten Unu

45.8

8.1

31.5

Balık Unu

100.0

56.8

65.8

Et ve Kemik Unu

19.6

29.6

26.4

Soya Küspesi

30.6

25.3

34.3

Kaynaklar: Sanayiden değişik kaynaklar; NRC 1988; Mantysaari ve arkadaşları 1989b ve Webster 1992

Bu tablodan da anlaşıldığı gibi, en zengin metiyonin kaynağı olarak balık unu görülürken, en bol lizin ve treonin sağlayan kaynak kan unudur. Ancak, metiyonin ve sistein miktarları beraberce dikkate alındığında, tüy unu kükürtlü amino asitler bakımından balık unu ve kan ununun önüne geçmektedir.

Kendi besin gereksinimlerini en iyi karşılayabilmek için hayvan bünyesinde bazı doğal mekanizmalar vardır. Örneğin, ruminantlar ince bağırsaklarına ulaşan amino asitlerden kendilerine en gerekli olanları en fazla absorbe ederler (NRC, 1985). Süt ineklerinde absorbsiyon, amino asit ihtiyacının en yüksek olduğu dönemde, yani laktasyonun ilk devrelerinde, en yüksek düzeydedir. Ancak, ince bağırsağa ulaşan protein sindirilemez bağlarla bağlanmış ise, hayvanın bu doğal mekanizmaları fazla etkili olamaz.

Ruminantlara Kan Unu Yedirilmesi

Pratik diyetler kullanan tarım işletmelerinde proteince zengin hammaddeler, işletmede kolayca temin edilen ve uzun süre saklanmak üzere hazırlanmış bitkisel ürünlerle (silaj, kuru ot, saman, vs) veya diğer yemlerle beraber kullanılırlar. Proteince zengin hammaddelerden ne kadar kullanılacağı, bu maddelerin kullanımı ile hayvanın performansında ne ölçüde bir artış sağlandığına bağlıdır.

Sığırlarda: Kan ununun genç sığırlarda performans artışı sağladığı birçok deneme ile saptanmıştır. Bu denemelerde hayvanlara temel besin olarak mısır silajı yedirilmiş ve bu diyeti desteklemek üzere, sınırlı ölçüde ve her birinden eşit oranda ham protein gelecek şekilde değişik protein hammaddeleri kullanılmıştır. Sonuçta, kan unu denemelerin hepsinde en yüksek büyüme oranını sağlamıştır.

Proteinli hammaddeler arasındaki gerçek farkların başka faktörlerin etkisi ile gizlenmemesi için bu türlü karşılaştırma denemelerinde proteini sınırlı ölçüde tutmak gerekir. Mantysaari ve ark.'larının (1989a) süt ineği olarak yetiştirilecek danalarda ve De Gracia ve Ward'ın (1990) besi sığırlarında yaptıkları denemeler sonunda, protein kaynağı çeşitleri arasındaki farkın önemli olmadığı sonucuna varmaları, yaptıkları denemelerde protein miktarını sınırlı tutmamalarından kaynaklanmış olabilir.

Nebraska Üniversitesinde bir grup araştırıcı (Klopfenstein, 1981) yeme değişik oranlarda katılan çeşitli protein kaynaklarını değerlendiren bir teknik geliştidiler. Bu teknik, yeme değişik oranlarda katılan proteinin sağladığı fayda azalmaya başladığı noktadan itibaren yapılan ölçümleri hesap dışı bırakma esasına dayanıyor. Bu grubun yayınladığı ve yedirilen her ünite proteine karşılık elde edilen büyüme miktarı olarak ifade edilen sonuçlara göre, kan unu ile yapılan takviye soya küspesine kıyasla çok daha fazla yarar sağlamaktadır.

Kan ununu başka protein hammaddeleri ile beraber kullanmanın daha başka yararları olduğu da kanıtlanmıştır (Goedeken ve ark., 1990). Yapılan bir denemede, kan unu ve tüy unu beraber kullanıldığında, tüy ununun tek protein hammaddesi olarak kullanıldığı duruma kıyasla daha iyi sonuç alınmıştır. Başka araştırmalar, kan unu ve tüy unu kombinasyonunun, her iki ham maddenin tek başlarına kullanıldığı durumlara kıyasla daha iyi sonuç verdiğini saptamıştır. Bu sonuç, iki hammaddenin beraberce kullanıldığı durumlarda ince bağırsağa daha dengeli bir amino asit kombinasyonunun ulaşması ile açıklanabilir. Bu durumda tüy unu, kükürtlü amino asitlerin miktarını takviye ederken, kan unu da lizin ve muhtemelen diğer bazı sınırlayıcı amino asitleri sağlamaktadır. Bu bulgular ışığında bakıldığında, ABD piyasasında by-pass (rumende parçalanmadan geçen) protein karışımlarının gittikçe artmasının nedeni daha iyi anlaşılmaktadır. Bilindiği gibi bu türlü karışımlar, kan unu, tüy unu, balık unu, et ve kemik unu ve mısır gluteni unlarını değişik oranlarda içeren ürünlerdir.

Süt inekleri: Değişik protein kaynaklarının değerleri, miktarlarının sınırlı olduğu durumlarda daha iyi anlaşıldığına göre, bu tür araştırmalar için en iyi materyel yüksek verimli süt inekleridir. Belli sınırlar içinde, hayvanın aldığı protein miktarı arttıkça süt üretiminin de arttığı söylenebilir (Oldham, 1984). Ancak, süt ineklerinde laktasyon döneminin başlarında rumendeki bakterilerin ürettiği proteinin hayvanın ihtiyacını karşılamaya yetmediği bilinmektedir. Buna karşılık, yüksek süt üreten hayvanlar genellikle yüksek oranda yem tüketirken, bunların yediği yemin nisbeten daha küçük bir yüzdesi kaba yemlerden oluşur . Bu durumların her ikisi de, proteinin rumende daha az parçalanmasına neden olur (Clark ve ark., 1987). Dolayısı ile, süt ineklerinin, ihtiyaçları arttığı zaman devreye giren ve PDP miktarının artmasını sağlıyan doğal bir telafi mekanizmalarının olduğu anlaşılıyor.

Herşeye rağmen, ince bağırsağa ulaşan amino asitlerlerin özellikleri önemini korumaya devam ediyor. Rumenden kaçabilen proteinler yüksek oranda sindirilebilir değillerse ve iyi bir amino asit dengesi sağlayamıyorsa, inek süt verme potansiyelinin tamamını kullanamaz. Yüksek kalite proteinin süt verimine olumlu etkisi kanıtlanmıştır. Ince bağırsağa gönderilen protein hammaddeleri ile ilgili olarak yapılan araştırmalarda, süt veriminde %6-7'lik bir artış ile sütün protein içeriğinde %10-15'lik artışlar saptanmıştır (Clark 1975).

Nebraska'da, büyümekte olan sığırlar üzerinde yapılanlara benzeyen ve protein kaynaklarınının değerlendirilmesini amaçlayan denemeler, ayrıca süt ineklerinde de tekrarlanmamıştır. Ancak, yemlere takviye olarak kan unu katmanın faydalarını saptamak üzere yapılmış daha basit besleme denemeleri mevcuttur. Oklahoma'da Nalsen ve ark. (1987), çoğunluğu buğdaydan oluşan ve parçalanabilirliği hayli yüksek temel rasyonları desteklemek üzere soya küspesi veya mısır gluteni unu ile kan ununu değişik kombinasyonlarını kullanmışlardır. Bu denemelerde buğday artı soya küspesi ile beslenen ineklerin mısır ile beslenen kontrol guruba kıyasla önemli ölçüde daha düşük süt ürettikleri görüldü (28.9 kg/gün'e karşılık, 30.7 kg/gün). Ancak, buğday esaslı diyet, protein kaynağı olarak soya küspesi yerine mısır gluteni unu ve kan unu karışımı ile takviye edildiğinde, bu diyetle beslenen ineklerin, mısır ile beslenenler kadar süt ürettikleri saptandı.

Yukarıda anlatılan deneme ile ilişkili başka bir denemede, yüksek PDP ile takviye yerine, parçalanmaya karşı korunmuş lizin ve metiyonin verilen ineklerin bu muameleye cevap vermedikleri görüldü. Bu sonuç, mısır gluteni unu ile kan unu karışımının, yanlız sınırlı lizin ve metiyonin düzeylerini takviye etmekle kalmayıp başka yararlar da sağladığı ihtimalini düşündürmektedir.

Koyunlar: Kan ununun koyunların beslenmesindeki rolü, geniş ölçüde sığırlardaki etkisine benzemektedir. Nebraska'da Stock ve ark.'larının (1983) yaptıkları çalışmada kan unu yedirilen kuzuların, soya küspesi veya üre yedirilenlere kıyasla daha yüksek büyüme oranı tutturdukları görüldü. Koyunların ürettiği yün, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde koyunculuktan elde edilen gelirin önemli bir payını oluşturmaktadır. Yün liflerinin %85'ini protein oluşturduğundan, amino asit kombinasyonunun yün üretimini etkileyeceği doğaldır. Kan unu ile desteklenmiş bir diyetin yün üretimi üzerindeki etkisi Bray ve ark. (1990) tarafından kanıtlanmıştır. Bu ekibin çalışmasında, sekiz haftalık bir süre boyunca sözkonusu diyetle beslenen koyunların yün üretiminin %38 arttığı saptanmıştır. Metiyonin'in enjeksiyon yoluyla verildiği bir denemede de benzer sonuçlar alınmıştır. Bu da, kan ununun sağladığı besin değerlerinin kükürtlü amino asitlerle desteklenmesi durumunda daha da yüksek performans elde etmenin mümkün olduğunu göstermektedir.

Özet

Kan unu öteden beri kanatlılar ve domuzlara gerekli amino asitleri sağlayabilen önemli bir kaynak olarak tanınmaktadır. Ruminant beslenmesi ile ilgili bilgilerimiz arttıkça, bu hammaddenin yedirildiği hızlı büyüyen sığır ve koyunlar ile yüksek verimli süt ineklerinin de bu beslenmeye olumlu yanıt vereceği anlaşılmış bulunuyor. Kan unu, hem ruminantlar hem de geviş getirmeyen hayvanlar için faydalanılabilir lizin açısından zengin bir besin kaynağıdır. Kan ununun üretiminde kullanılan işleme tekniği önemlidir. Hem sıcaklığın hem de işleme süresinin duyarlı olarak kontrol edilebildiği modern işleme yöntemleri, kan ununun içerdiği yüksek oranda proteinin aynı zamanda sindirilebilir olmasını da sağlar. Kanatlılar ve domuzlar için ideal katma oranı yemin %5'i olarak görülmektedir.

Ruminantlarda ise, ideal katma oranı diyetin diğer bileşenlerine bağlı olmakta ve yüksek oranda parçalanan buğday, üre ve mısır silajı gibi hammaddelerle beraber kullanıldığında en yüksek faydayı sağlamaktadır.







AGROTURK Agro-Endüstriyel Müşavirlik
19 Mayıs Cad. 33/A-9
80220 Şişli - İstanbul
Tel: 212-212 6942 - Faks: 212-212 6831
E-posta: bilgi@agroturk.com.tr - Web: www.agroturk.com.tr