başa dön

NRA
BÜLTENİ
Sayı 15
Mart 1999





NRA
Ana Sayfa

Agroturk Ana Sayfa

Site Haritası

YEM KATKISI OLARAK HAYVANSAL YAN-ÜRÜNLER

Yazar: Gary G. Pearl, Vet. Hekim, Teknik Hizmetler Başkanı
Fats and Protein Research Foundation, Inc.,
Çeviren: İ. Cihan Koru


Hayvansal Proteinlerin Tanımı

Hayvanların normal beslenmeleri için mutlaka almaları gerektiği bilinen 40 besin maddesi bulunmaktadır. Bu maddeler genellikle formüle edilmiş yemlerle hayvanlara verilir. Bu mutlak gerekli besin maddelerinin kaynağı sayıca sınırlı yem hammaddeleridir. Dolayısı ile, bu sınırlı sayıdaki yem hammaddelerinin her biri, genellikle gerekli besin maddelerinden bir kaç tanesi için kaynak oluşturur. Hayvansal proteinler de, birden fazla mutlak gerekli besin maddesi içeren yem hammaddeleridir. Ne yazık ki, çoğu yem hammaddesi ile ilgili olarak, o yem hammaddesinin besin maddesi içeriği ve bu besin maddelerinden biyolojik olarak yararlanılabilme düzeyi ile ilgili bilgiler oldukça sınırlıdır. Benzer şekilde, hangi hayvan türü için hangi besin maddesinin ne düzeyde gerekli olduğu da kesin sınırlarla saptanmış değildir. Bilimsel verilerin sınırlı olması nedeni ile, hayvan besleme konusu hâlâ, herkesin paylaşamadığı kişisel görüşlerin, önyargıların, söylentilerin ve yanlış kavramaların yaygın olduğu bir uğraş olarak süregelmektedir.

Hayvansal proteinli destek besinler ve hayvansal yağlar, yüksek kaliteli protein, fosfor, vitamin ve enerji içerikleri ile tanındıklarından, uzun süredir hayvan yetiştiricileri tarafından kullanılmaktadır. Hayvansal protein unlarının en fazla tanınanları, et ve kemik unu (EKU), et unu, kan unu, kanatlı yan-ürünleri unu, tüy unu ve balık unudur. Bu ürünler, insan gıdası olarak yararlanılan hayvanların, yenmeyecek kısımlarından elde edilirler ve üretilen toplam hayvansal protein tonajının en büyük kısmını oluştururlar. Bu ürünler, balık unu hariç, tamamen insan gıdası için yetiştirilen hayvanların kesimhane atıklarına yeniden değer katılması ile elde edilirler. American Association of Feed Control Officials' ın (Amerikan Yem Kontrol Yetkilileri Birliği; AAFCO) 1998 yılından yayınladığı hammaddeler el kitabında (Ingredients Manual) 125 ayrı hayvansal yan-üründen söz etmektedir. Bu kadar çok sayıda ürün olunca da, doğal olarak, bu ürünlerin tanımları ile ilgili olarak karışıklıklar yaşanmaktadır. Bu çalışmada, hayvansal protein toplam tonajının büyük kısmını oluşturan beş üründen ve özellikle EKU' dan söz edilecek. EKU; memeli hayvan dokularından rendering işlemi ile elde edilen, kemik içeren, ancak, kan, kıl, tırnak, boynuz, deri kırpıntıları, dışkı, mide ve işkembe içeriği içermeyen üründür. AAFCO' nun tanımına göre EKU, en az %4 fosfor içermeli ve kalsiyum içeriğinin de gerçek fosfor düzeyinin en az 2.2 katı olması gerekmektedir. Fosfor düzeyi daha düşük olan ürünlerin "et unu" olarak sınıflanması ve etiketlenmesi gerekir. Yine AAFCO' nun tanımına göre, EKU' da %12' den fazla pepsinde çözülmeyen tortu bulunmamalı ve pepsinde çözünmeyen ham protein de %9' dan fazla olmamalı. AAFCO tanımları, yem hammaddesi olarak hangi ürünlerin kullanılabileceğini belirlemesi açısından önemlidir.

Bilindiği gibi, rendering işlemi şu aşamalardan oluşur; ham maddeler toplanır, öğütülür, sterilizasyon düzeyine kadar ısıtılır, yağı ayrılır, kuru madde yüzdesi %92-%93 oluncaya kadar kurutulur ve homojen bir hammadde durumuna gelecek şekilde öğütülür. Hayvansal proteinler, öteden beri, besin maddeleri içeriklerinin değişkenliği açısından eleştirilmiştir. Örneğin, hammaddenin kemik içeriği arttıkça, nihai ürünün kül ve mineral içeriği yüksek, dolayısı ile protein ve amino asit düzeyini de etkiler. Hammaddenin kemik içeriği yeteri kadar yüksek ise, kollajen oranının artması sonucu, gerekli amino asit kompozisyonu ve protein kalitesi de etkilenmiş olur.

Yayınlanmış bulunan hammadde tablolarının çoğunda EKU' nun ham protein oranı %50-%51 olarak verilmektedir. Ticarette kullanılan standartların çoğu da, en az %50 ham protein garantisi içermektedir. Ancak, verilen ticari garanti geçerli olmak kaydı ile, ticarete sunulan ürünün etiketinde beyan edilen ve alım satım anlaşmasına esas olan gerçek ham protein düzeyi, verilen garantinin üzerinde olabilir ve mal partileri arasında farklılıklar gösterebilir. Diğer bazı endüstri yan-ürünlerinde olduğu gibi, hayvansal proteinlerin değişkenliği, bu ürünlerin sınıflandırılmasında uzun yıllar sorun oluşturmuş olmakla beraber, son birkaç yılda bu ürünlerin besin maddesi profilleri ve kalite sürekliliği büyük ölçüde iyileştirilmiş bulunuyor. Buraya kadar anlatılanlardan dolayı, değişkenliği azaltma amaçlı işlem ve yöntemlerin saptanması için yapılan araştırmalara devam edilmesi, bunun yanında, rendering ile elde edilmiş hayvansal proteinlerin besin kalitesini saptayacak, güvenilir, ekonomik ve kolay uygulanabilir testlerin geliştirilmesinin önemi aşikardır. Fats and Proteins Research Foundation, Inc. (Yağ ve Protein Araştırma Vakfı; FPRF), araştırma projelerine öncelik veren bir kuruluş olup, şu anda birkaç araştırma görevlisi ile bu projeleri yürütmekte ve rendering ile elde edilmiş hayvansal proteinlerin geliştirilmesi için çaba harcamaktadır.

Olumsuz İlişki Etkisi

ABD' de hayvan üretim sektörü her yıl 22 milyon ton mezbaha/kesimhane atığı oluşturmakta ve bu atıklar rendering endüstrisi tarafından değerlendirilmektedir. Hayvansal proteinler, yalnız sağladıkları besin maddeleri açısından değil, bitkisel proteinlerde bulunan gosipol, glukosinatlar, taninler, mikotoksinler, lektinler, fitatlar, latyrism, oksalatlar, alkoloidler, siyanojenler ve antitripsin faktörleri içermediklerinden, değerli protein alternatiflerdir. Buna ek olarak, hayvansal proteinler, sindirim kanalındaki viskoziteyi değiştirdikleri, dolayısı ile yağ ve proteinlerin sindirilebilirliğini düşürdükleri saptanmış olan, oligosakaridler ve diğer nişasta olmayan polisakaridler (NOP) içermezler. Bundan başka, oligosakaridlerin ve NOP' un sindirim kanalındaki fermentasyonu etkileyerek, ıslak ve yapışkan dışkı oluşmasına neden olduğu, bunun da broyler piliçlerinde ve hindilerde (Boiling ve Firman, 1997) ayak tabanında lejyonların oluşmasına, ayak bileği bozukluklarına ve büyük olasılıkla başka türlerde de benzer sindirim bozukluklarına yol açtığına dair kanıtlar mevcuttur.

Hayvansal protein unlarında biyojenik aminlere rastlanması ile ilgili olarak ileri sürülen endişeler, University of Missouri' de Dr. Jeffre Firman ve ark. tarafından bir araştırma çerçevesinde ele alınmıştır (Firman, 1998). Biyojenik aminler, amino asitlerin parçalanmasından oluşan maddeler olup, yan-ürün unları ile beraber anıla gelmiştir. Bu aminlerin bazıları, özellikle histamin, kadaverin ve putressin ile, hayvanlarda toksisite belirtileri arasında bağ olduğu ileri sürülmüştür. Bu maddeler, çoğu zaman, yan-ürün unlarının yetersiz hazırlanışı ve yanlış korunmasının işareti olarak kabul edilirler.

Biyolojenik amin içeriği yüksek protein unlarının broylerlere yedirilmesinin, broylerlerde performans düşüklüğüne yol açabileceğine işaret edilen çalışmalar mevcuttur. Geçmişte yapılan araştırmaların bazıları bu konuya dikkat çekmekle beraber, bugüne kadar yapılmış bulunan araştırmalarda kontrol karşılaştırmaları yapılmadığından, gözlenen belirtilerin gerçek ve kesin sebebi olarak biyojenik aminleri göstermek mümkün değildir. Missouri Üniversitesi' nde yapılan araştırma, hayvansal protein bazlı hammaddelerden kaynaklanan yüksek düzeyde biyojenik aminlerin etkilerini incelemek için tasarlanmış bir çalışmadır. Pek çok hammaddenin, bilinçli olarak kötü şartlarda hazırlandıkları halde, deneyi yürütmeye yeterli düzeyde "yüksek oranda" amin içermediği görüldü. Yüksek konsantrasyonda biyojenik amin içeren hammadde bulunamadığından, çalışmada yemlere sonradan katılan sentetik feniletilamin (4.8 mg/kg), putressin (49 mg/kg), kadaverin (107 mg/kg), histamin (131 mg/kg) ve bunların karışımları kullanıldı.

Deneme randomize blok tasarımı ile kuruldu. İki yönlü faktoryel düzende seçilen muameleler, 12 muamelenin her birinin dört kafaste tekrarlandığı ve her kafeste 30 broylerin konduğu bir planda denendi. Temel incelemelerden biri, mısır-soya esaslı bir diyetin, aynı esas diyete biyojenik amin içeriği düşük olduğu bilinen EKU katılarak elde edilen diyetle karşılaştırılması idi. Bu çalışma sonunda, söz konusu dört biyojenik aminin, ABD kanatlı sektöründe rastlanması olası en yüksek konsantrasyonda tek tek veya karışık kombinasyonlarda yedirildikleri durumlarda dahi, beklenen olumsuz sonuçları veya lezyonları oluşturmadıkları görüldü.

Biyogüvenilirlik

Bu tebliğin amacı, rendering ile elde edilen hayvansal hammaddeler üzerinde biyogüvenilirlik ile ilgili olarak yapılmş ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından koordine edilen büyük bir araştırma projesi 1995' de tamamlanmıştır. Hayvansal ve bitkisel protein kaynaklarını kapsayan bu temel araştırmada, Salmonella izolasyonu yapıldı. Yüz adet hayvansal protein üreticisinden 3.030 örnek alınırken, 68 adet bitkisel protein üreticisinden de 1.500 örnek alındı. Alınan örnekler üzerinde uygulanan izolasyon yöntemi, 278 gram üründe tek bir Salmonella organizmasını saptayacak duyarlılıkta idi.

Hayvansal protein kaynaklarının %82.4' ünde Salmonella izole edilirken, bu oran bitkisel protein kaynaklarında %36.7 idi. Bu sonuç kantitatif olarak, bitkisel küspelerde hayvansal unlara kıyasla Salmonella' ya rastlama olasılığının daha düşük olduğuna işaret ediyor. Ancak, aradaki farkın istatistiki olarak küçük olduğunu ve bu küçük farkın da uygulamada önemli olup olmadığını söylemenin olanaksız olduğunu belirtmek gerekir.

Sözü edilen araştırma sonunda FDA bir görüş bildirisinde bulunarak, Salmonella' dan ari yem üretimi amacı ile, hayvansal proteinler yerine bitkisel protein kullanmanın, bu amaç için yeterli olmayacağını belirtti (McChesney, 1995). Kuzey Amerika renderingcilerinin uyguladığı Salmonella azaltma programı, hem ürünlerden hem de taşıyıcı hayvanlardan elde edilen izolatlar aracılığı ile Salmonella serotiplerini izlemektedir. Bu program çerçevesinde, hayvansal protein hammaddelerinden izole edilen serotipler ile sürekli olarak hayvanlardan elde edilen serotipler arasında herhangi bir sebep ve etki korelasyonu saptanmamıştır. Böyle bir korelasyon olmaması, 1978' de yapılan karşılaştırmalarda da görülmüş ve daha sonra birkaç kez ve en son olarak da 1995' deki FDA çalışmasında teyid edilmiştir.

FDA çalışması sırasında bitkisel protein kaynaklarından birinde Senterides' e rastlanması, ikincil kirlenmenin önemini vurgulamaktadır. Her ne kadar, söz konusu olayda kirlenmenin kaynağı saptanmamış ise de, tek bir fare dışkısı peletinin 250.000 kadar Salmonella hücresi içerme olasılığı, her yerde bulunabilen Salmonella gibi bir organizmanın ne kadar kolayca bir yerden bir yere bulaşıp yayılabileceğini göstermektedir.

Hayvansal protein içeren hammaddeler geçmişte hak ettiklerinden çok daha fazla eleştiriye hedef olmuştur. FDA' nın gerçekleştirdiği araştırma, bütün hammaddelerin risk açısından eşit olduğunu ve gıda güvenliği amacı ile kurulan HACCP programlarının bütün hammaddeleri kapsaması gerektiğini çok açık bir şekilde kanıtlamaktadır.

Ürünlerdeki Gelişme

Eldeki bilgiler, genel olarak, hayvansal proteinlerde besin içeriği, amino asit sindirilebilirliği ve bu proteinlerden biyolojik olarak yararlanılabilme açısından belirli gelişmeler elde edildiğini göstermektedir. Bu gelişmeler, daha iyi işleme yöntemleri uygulanması ve hammadde girdileri seçiminde daha titiz davranılması ile gerçekleşti. Tablo 1, 1984 ile 1995 arasında yapılan bazı araştırmaların sonuçlarını özetlemektedir. Bu tablodan da görüldüğü gibi, söz konusu süre boyunca, EKU' da saptanan lisin, theonin ve methionin için hesaplanan sindirim katsayıları giderek artmıştır.

Tablo 1. EKU' da Bazı Amino Asitlere ait Sindirilebilirlik Katsayılarının, 1984 ile 1995 Arasında Literatürde Rastlanan Değerleri
Amino Asit

19841

19892

19903

19954

Lisin, %

65

70

78

92

Theonin, %

62

64

72

89

Triptofan, %

-

54

65

-

Methionin, %

82

-

86

91

Sistin, %

-

-

-

71

1 Jorgenson ve ark. Domuz ileumunda saptanmıştır.
2 Knabe ve ark., 1989. Domux ileumunda saptanmıştır.
3 Batterham ve ark., 1990. Domuz ileumunda saptanmıştır.
4 Parsons, 1995. Yüksek kalitede EKU' nun kanatlılardaki etkisini saptamak için, hassas ölçülmüş diyetle beslenen genç horozlarda, bakiye analizi yöntemi kullanılmıştır.

Yukarıda sözü edilen karşılaştırmalı çalışmada, en son araştırmada görülen iyileşmeyi olumlu yönde etkileyen faktörlerden biri, domuzlar üzerindeki sindirilebilirlik analizlerinde yapılmayan, buna karşılık genç horozlarla yürütülen denemelerde uygulanan hassas ölçülü besleme ve idrar toplama yöntemi olabilir. "Düşük" ve "yüksek" sıcaklıkta rendering işlemine tabi tutulmuş, yüksek kaliteli EKU üzerinde yaptığı bir çalışmada Parson, lisin ve diğer amino asitler için %90'ın üzerinde sindirilebilirlik bulmuştu (Parsons, 1996). Burada söz konusu olan "düşük" ve "yüksek" terimleri, rendering işlemi sırasında uygulanılan pişirme sıcaklığını ifade etmektedir.

Wang ve Parsons daha sonra yaptıkları bir çalışmada düşük ve yüksek kaliteli EKU örneklerinde saptadıkları, lisin için gerçek sindirilebilirlik değerleri, sırasıyla %71 ve %92 idi (Parsons, 1998). Methionin için saptanan gerçek sindirilebilirlik değerleri ise, sırası ile %83 ve %91 idi. EKU' daki sindirilebilir lisin ve methionin biyolojik olarak kullanıma hazır bölümü, piliç büyüme deneyleri ile saptandı. Bu deneylerde kullanılan amino asitce fakir diyetler, kristalin amino asitlerle değişik düzeylerde desteklenerek kullanıldı. Düşük ve yüksek kaliteli EKU yanında, EKU ile amino asit karışımında, sindirilebilir lisinin biyolojik kullanılabilirliği, sırasıyla %96, %95, ve %98 olarak saptandı. Bu sonuçlar, istatistiki olarak %100' den farklı değildi.

Sindirilebilir methionin için saptanan biyolojik kullanılabilirlik değerleri de sırası ile, %89, %90 ve %94' dü ve bunlar da istatistiki olarak %100' den farklı değildi. Bu sonuçlar da göstermektedir ki, hem düşük hem de yüksek değerli EKU' daki lisin ve methionin sindirilebilir kısmının hemen tamamı, protein sentezi için biyolojik olarak kullanıma hazırdır.

Buraya kadar anlatılanlardan farklı bir durum, sistin ile ilgili olarak saptandı. Yapılan çalışma sonunda, her iki kalitedeki EKU' nun içerdiği toplam sistinin, biyolojik olarak protein sentezine hazır kısmı sadece %20 ile %50 arasında değiştiği saptandı. EKU' daki sistinin biyokullananılabilirliğindeki bu aşırı düşüklüğün nedeninin saptanması için daha fazla araştırma yapmaya gerek vardır. Şu sırada, bütün türleri kapsayan ve sindirilebilirlik ve biyolojik olarak kullanılabilirlik ile ilgili daha fazla bilgi edinmeyi amaçlayan araştırmalar sürmektedir. Bu araştırmalar, bütün hayvansal proteinlerin, rumenden parçalanmadan geçip bağırsakta sindirilen kısmı da incelemektedir.

Gelişen Biyokullanılabilirlik

Son yıllarda broyler piliçlerinin ve hindilerin beslenmesinde hayvansal proteinlerdeki fosforun biyolojik kullanılabilirliği araştırılmaktadır. Waldroup ve Adams broyler besisinde, hayvansal proteinler ile dikalsiyum fosfatın biyolojik kullanılabilirliği arasında bir fark olmadığı sonucuna varmışlardır (Waldroup, 1994). Waldroup'un söz konusu çalışmasında, altı değişik kaynaktan temin ettiği kanatlı yan-ürünleri arasında, sığır ve domuzdan elde edilmiş saf ürünler olduğu gibi, çeşitli türlerden karışık olarak elde edilmiş ürünler de vardı.

Sell ve Jeffrey hindi palazları üzerinde yürüttükleri bir çalışmada, EKU ve dikalsiyum fosfatda bulunan fosforun diyette kullanılabilirliğini karşılaştırdılar. Bu çalışma sonunda, EKU' daki fosforun kullanılabilirliğinin inorganik kaynaktaki fosforunki ile aynı olduğunu saptadılar (Sell, 1996). Söz konusu araştırma, EKU kaynaklarını, partikül iriliği açısından da karşılaştırmıştı.

Cromwell şu sırada domuzlar üzerinde benzer çalışmalar yürütmekte olup, değişik EKU örnekleri için %90' ın üzerinde biyokullanılabilirlik düzeyleri saptanmış bulunmaktadır (Cromwell, 1998). Bitkisel hammaddelerdeki fosfroun hayvan dışkıları ile atıldığında çevreye verdiği zarar ve çiftliklerde oluşan gübrenin zararsız yöntemlerle tüketilmesi ile ilgili sorunlardan dolayı, EKU ve kanatlı yan-ürünleri unundaki daha üstün özellikli fosforun, kanatlı diyetlerinin fosforla desteklenmesinde, yakın gelecekte tamamen diğer fosfor kaynaklarının yerine kullanılmaya başlayacağı beklenmektedir.

National Research Counsil (NRC) her ne kadar 1994' de EKU' nun enerji değerini yükselterek 1988'de yayınlanan düzeyin üzerine çıkardı ise de, yeni değerin de gerçek enerji katkısını yeteri kadar yansıtmadığına işaret eden pek çok kanıt bulunmaktadır. Dale, hem sığır hem de domuz hammaddelerinden elde edilen EKU' daki kemik fraksiyonunu "et ve yağ" fraksiyonundan ayırarak bu fraksiyonların toplam metabolize edilebilir enerjilerini (TME) incelemiştir (Dale, 1977). Bu fraksiyonların toplam TME değeri, komple unun TME değerlerinden %8.5 ile %12.5 daha yüksek bulundu. Bu sonuç da, formülasyonlarda sığır EKU için enerji değerinin 2.458 kcal/kg, domuz EKU için de 2.811 kcal/kg olarak alınabileceğini göstermektedir. Öte yandan, yüksek kalsiyum düzeyinin, bağırsakta sabun oluşmasını desteklediğinde yağ kullanımını olumsuz etkilediği, bu arada enerjiden yararlanmayı azalttığı öne sürülmektedir (Leeson, 1997). Yukarıda anlatılanlardan dolayı, hayvansal proteinlerin enerji değerlerinin yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Son yıllarda hayvansal proteinlerin kaliteleri yanında içeriklerinin de değiştiğini gösteren olumlu işaretler bulunuyor. Bu nedenle, geçmişte formülasyon düzeylerini maksimize etmekte kullanılan standartların yeniden ele alınması gerekiyor. Daha önceleri, EKU ve kanatlı yan-ürün unlarının diyetteki en yüksek düzeyini %8 ile sınırlamayı destekleyen geçerli nedenler vardı. Ancak, daha yakın geçmişte tamamlanan araştırmalar ve biriken deneyimler, büyümekte olan broyler ve hindilerin, diyetlerindeki bitkisel proteinlerin çoğunun yerine EKU kullanıldığı durumlarda da gayet iyi performans sergilediklerini göstermektedir.

Firman, yürüttüğü bir denemede, genç hindileri %50, %40, %30 ve %20 düzeyinde soya küspesi içeren diyetlerle besledi. Bu diyetler, gerekli kalsiyum ve fosfor düzeylerini tutturacak şekilde bir hayvansal protein karışımı ile desteklendi. Karışım, EKU, kanatlı yan-ürün unu, tüy unu ve kan unu karışımıydı (Firman, 1997). Bu çalışma sonunda, %7 EKU içeren hayvansal protein karışımının, %17 düzeyinde kullanılarak soya küspesi yerine ikame edildiğinde, performansı olumsuz etkilemediği saptandı. Şu sırada devam etmekte olan bir denemede, ruminant kökenli EKU, kontrol diyette bulunan soya küspesini %10, %20, %30, %40 ve %50 oranında ikame edecek şekilde kullanılmaktadır. Elde edilen ön veriler, sindirilebilir formülasyonlar kullanıldığında, hindilerde başlatma, büyütme ve bitirme aşamaları için tasarlanmış tipik mısır-soya esaslı diyetlerde, ruminant yan-ürün ununun, diyetteki soya küspesini %50' ye kadar çıkabilen oranlarda ikame sağlayabilmek için, NRC' nin kalsiyum ve fosfor için önerdiği limitlerin aşılması gerektiğini de burada belirtmek gerekir.

Woldroup' un 1998 Poultry Science Meeting' de ön verilerini sunduğu bir çalışmaya göre, tahmini sindirilebilir amino asit içeriği esas alınarak yapılan diyet formülasyonlarında, geleneksel düzeylerin üzerinde (yüksek kül içerikli EKU' dan %12.98' e kadar ve düşük kül oranlı EKU' dan %17.76' ya kadar) EKU' nun broyler diyetlerde kullanılması sonucu, 21, 42 ve 49 günlük piliçlerde gövde ağırlığı, mortalite veya tibia külü değerlerinde olumsuz etki görülmemiştir (Waldroup 1998).

Değerlendirme Yöntemleri

Yem hammaddelerindeki besin maddelerinin biyokullanılabilirlik düzeylerinin bilinmesi, bu besin maddelerinin komple bir yem içinde kullanılabilecek en ekonomik miktarlarının saptanması açısından önemlidir. Yem hammaddelerinin değerlerinin saptanmasında kullanılabilen çok sayıda sistem bulunmakla birlikte, bunların hepsinin görünürde belli eksiklikleri bulunmaktadır. Bu eksikliklerinin en yaygın olanı, kullanılan analiz yönteminin ve/veya elde edilen değerlerin uygulamada kullanımının yüksek maliyetli olmasıdır. Yaygın bir tahmin yöntemi, protein kalitesinin saptanmasında kullanılan pepsin sindirim yöntemidir. Pepsin sindirilebilirliği testlerinde kullanılan pepsin konsantrasyonunun, uygulanan test yöntemine göre, %0.2 ile %0.002 arasında değişiklik göstermesi, farklı sonuçlar elde edilmesine yol açmaktadır (Tablo 2).

Tablo 2. Piliçlerde EKU Kalitesini Belirlemek için Laboratuar Yöntemlerinin (In Vitro) Kullanılması
Test

Lisin sindirilebilirliğini tahmin etme ile ilgili korelasyon katsayısı

Not

Pepsin Sindirilebilirliği
    %0.2 Pepsin

0.25

AOAC yöntemi
    %0.02 Pepsin

0.70

    %0.002 Pepsin

0.60

KOH Çözünürlüğü

0.08

Yağlı tohum unları için uygun
Çoklu Enzim pH

0.10

Protein etkinliği oranının (PER) tahmini
Kül

-0.80

Amino asit dengesini yansıtır
Ham Protein

0.69

 
 

Resmi Analitik Kimyagerler Derneği (The Association of Official Analytical Chemists; AOAC), bu test için %0.2' lik pepsin kullanılmasını önermektedir. Bu yöntem amino asit sindirilebilirliğini saptamakta yaygın olarak kullanılmakta ise de, lisin ve diğer önemli amino asitlerin sindirilebilirliği ile güvenilir bir korelasyon sağlamamaktadır. Geleneksel olarak, amino asitlerin kullanılabilirliği canlı hayvanlarda sindirilebilirlik denemeleri ile saptanır. Bu tür denemelerde, her amino asidin bağırsak kanalında kaybolan miktarı, ileuma takılan kanula yöntemi veya genç horozlardan dışkı toplama tekniği ile saptanmaktadır. Genellikle, bu çalışmalardan elde edilen sonuçlar üzerinde, bazal endogen kayıplar için belirli düzeltmeler yapılarak gerçek (standartize edilmiş) sindirilebilirlik değerleri elde edilir (Gree, 1987). Elde edilen sonuçlar spesifik hammaddelerin besin içeriklerinin belirlemesinde kullanılan çok önemli değerlerdir. Ancak, sözü edilen yöntem ve teknikler pratik olmadıklarından, yem fabrikalarında yem hammaddeleri için kullanılmaya uygun değildir.

Hammaddeler için hazırlanmış besin içeriği tabloları da, hammaddelerin değişkenliği nedeni ile, formülasyon açısından yetersiz kalmaktadır. Gerçek sindirilebilirliğin saptanmasında daha hızlı ve daha ekonomik yöntemler olarak, akın infraruj yansıma spektrofometri (NIRS) ve yakın infraruj yayın (transmittance) spektroskopi gibi göreceli olarak daha yeni yöntemler gittikçe daha kabul görmektedir. Bu yöntemlerin en yaygın uygulama alanı, yaklaşık protein ve rutubet tayini ise de, William bu tahmin yönteminin, aynı zamanda yağlı tohumlardaki amino asitlerin domuz beslenmesi açısından değerlerinin isabetli olarak kullanılabileceğini de göstermiştir (Williams, 1995). NIRS, yem hammaddelerinin çoğundaki bütün önemli amino asitlerle ilgili olarak uygulanabilir tahminler elde etmekte kullanılabilir. Bu tahminler, standart analiz yöntemleri kadar duyarlı olmamakla beraber, yem formülasyonunda çok faydalıdırlar. van Kempen, amino asitlerin ileumdaki gerçek sindirilebilirliğini saptamak için hayvansal proteinlerde NIRS tekniğini kullanmıştır (van Kempen, 1996). Yapılan testler, hayvansal protein unlarının sindirilebilir gerekli amino asit içeriğini saptamada monokromatorların kullanılabileceğini göstererek, yem fabrikalarında hammaddelerin besin değerlerinin rutin olarak saptanmasında NIRS tekniğine başvurulabileceğini kanıtlamaktadır (van Kempen 1997). Ancak, bu çalışmalarda kullanılan kalibrasyonların çoğu, amino asitlerin yüksek performans sıvı kromotografi analizlerle dayanıyordu ve bu analizlerin de laboratuar koşullarında önemli ölçüde değişkenlik gösterebileceği bilinmektedir (van Kempen, 1998).

Bellaver ve ark., EKU' nun besin maddesi sindirilebilirliğini en iyi hangi hızlı test veya testler kombinasyonunu ile tayin edilebileceğini saptamak üzere bir çok EKU örneğini test ettiler (Bellaver, 1997).

Bu çalışma sonunda sindirilebilirliği tahmin etmek üzere geliştirilen denklem, aşağıdaki değişkenlere dayanmaktadır: yağ ve kül içeriği, partikül iriliği, hidroklorik asitte ham protein sindirimi ve çoklu enzimle sindirimden önce, örneğin pH' sı ve pepsin düzeyi amino asit sindirilebilirliği, değerleri illeuma takılı kanula yöntemi ile teyid edildi.

Parr, Bellaver' in geliştirdiği denklem hipotezini domuzlar üzerinde denemek için müteakip bir deneme düzenlendi (Parr, 1998). Bu denemeden elde edilen fakat henüz yayınlanmamış bulunan veriler, Bellaver denkleminin, EKU' daki lisin sindirebilirliğini çok az da olsa bir miktar düşük gösterdiğine işaret etmektedir. Bu çalışmalara dayalı olarak sindirilebilir lisin değeri kullanılarak formülasyon yapmanın, toplam lisin değeri kullanma yöntemine kıyasla daha isabetli olup olmadığı henüz kanıtlanmamış olmakla beraber, bu yönde olumlu göstergeler bulunmaktadır.

Fırsatlar

FPRF, renderingle elde edilen hayvansal protein ve yağların besin değerlerini saptamada kolayca kullanılabilecek, ekonomik ve güvenilir yöntemler geliştirmeye aktif olarak devam etmektedir. Bu arada, Nükleer Manyetik Rezosans tekniği gibi diğer olası teknikler de değerlendirilmektedir. Ümit edilen, gelecekte, hayvansal unlardan alınan örneklerde, amino asit sindirilebilirliği de dahil olmak üzere birkaç besin maddesinin birden, iki ile 20 dakika içinde kolayca tayin edilebileceği, ilk yatırım maliyeti makul ölçüde ve uygulamadaki değişken maliyeti, test için kullanılan işgücü maliyetine yakın bir düzeyde olan yöntemlerin geliştirilmiş olacağıdır.

Sektörde çalışanların, memeli hayvanların dokularından elde edilen bazı proteinlerin ruminant beslenmesinde kullanımının bundan böyle FDA tarafından yasaklanmış olduğunu bilmeleri gerekir. Ağustos 1997' de yayınlanan bu kural, ABD' de Bovine Spongiform Encephalopathy' nin (BSE) yerleşmesini ve yayılmasını önlemek için tasarlanmış bir önlemdir. BSE' ye Avrupa' da sığır sürülerinde rastlanmış olmasına karşılık, bugüne kadar bu hastalığa ABD' de rastlanmamıştır. Söz konusu kural, hayvansal proteinlerin taşınması, depolanması ve kullanılması ile ilgili yeni prosedürler uygulanması külfetini getirmekle birlikte, uygulanabilir, gerekli ve yaptırılabilir özelliktedir. FDA, bölge yetkililerine gerekli yönergeleri göndererek, bu yetkililere, kendi bölgelerindeki bütün yem fabrikalarını, bu arada entegre operasyonları ve kendi yemini kendi yapan işletmeleri iki yıl buyunca, söz konusu kurala uyulup uyulmadığı açısından denetlemeleri görevini vermiştir. İşleme konulmuş olan mevzuata, bütün üretim aşamalarında tamamen uyulması mutlak gereklidir.

Rendering ile elde edilmiş hayvansal yan-ürünler, kanatlı ve diğer türlerin yemlerine ve bunun bunun yanında evcil hayvanların mamalarına çok çeşitli yararlar sağlamaktadır. Bu ürünlerin kullanılması ile ilgili, besleme uzmanları tarafından konmuş bazı eski sınırlamalar varsa da, yeni elde edilen bilgiler, bu ürünlerin kalitelerinin sürekliliği ile ilgili olarak yakın geçmişte artmaya başlayan güven ve bu ürünlerin besin değeri ve besin içeriklerinin kullanılabilirliği ile ilgili son yıllarda tamamlanan araştırmalar, bu sınırlamaların yeniden gözden geçirilmesini gerekli kılmaktadır. Hayvansal proteinlerin kaynakları, üretim yöntemlerine ve elde edildikleri hammaddeye göre belli oranda değişkenlik gösterir.

Rendering endüstrisi değişkenliğe neden olan faktörlerin etkisini daha da azaltmak için çaba göstermektedir. Besleme uzmanları ile hammadde sağlayıcılarının yakın işbirliği içinde olarak, bütün besin kaynaklarının özellikleri ile ilgili görüş alışverişinde bulunmaları çok önemlidir. Aynı derecede önemli olan bir diğer husus da, hayvansal protein üreten sektörün, ürünlerini kullananları en son bilimsel araştırmaların sonuçları ile ilgili olarak bilgilendirmeleridir. Sektör, işbirliği esasına dayalı araştırmaları desteklerken, araştırmaların ilgilendikleri konuları FPRF ile paylaşmalarını beklemektedir. Rendering ile elde edilen hayvansal hammaddelerin rasyon formülasyonundaki gerçek değerleri; besin değeri ile ilgili bilgilerin bu şekilde sürekli olarak genişletilmesi sayesinde geniş kullanıcı kitlelerince benimsenecektir.

      

 





AGROTURK Agro-Endüstriyel Müşavirlik
19 Mayıs Cad. 33/A-9
80220 Şişli - İstanbul
Tel: 212-212 6942 - Faks: 212-212 6831
E-posta: bilgi@agroturk.com.tr - Web: www.agroturk.com.tr