|
AGROTURK Agro-Endüstriyel
Müşavirlik |
|
NRA BÜLTENİ Sayı 10 Kasım 1997 |
KANATLI DİYETLERİNDE YAĞ KULLANIMIYazan: Dr. S. LeesonÇeviri: İ. Cihan Koru Yemlik yağlar, besleme uzmanlarına değişik kanatlı yemlerinin enerji yoğunluğunu önemli ölçüde değiştirme olanağı sağlarlar. Hemen hemen diğer bütün yem hammaddelerine kıyasla yaklaşık iki kat daha fazla enerji içerdiklerinden, diyetteki yağ düzeyindeki küçük değişiklikler, diyetin toplam enerji düzeyini önemli ölçüde etkiler. Bunun yanında yağlar, bazı diyetlerin hayvanlar tarafından daha iştahla yenmesini sağladıkları gibi, fabrikada olsun, kümeslerde olsun, yemden kaynaklanan toz miktarını azaltır ve yem üretiminde kullanılan makinalarda yağlayıcı rolü oynarlar. Yağlar, genellikle daha kolay sindirildiklerinden, bunların sindirilip metabolize edilmeleri sırasında enerji israfı en düşük seviyededir. Bu son husus özellikle ısı stresi durumlarında önem kazanır. Bu yazıda anlatılacağı gibi, yağların kanatlılar tarafından sindirilmesi ve kullanılması üzerinde etkili olan faktörler üzerine elimizde bir hayli bilgi bulunuyor. Bu bilgilerin bir kısmı 20 yıldır var olduğu halde, yem üreticileri ve besleme uzmanlarının çoğunun, diyet oluştururken bu bilgilerden yeteri kadar yararlanmadığı görüyoruz. Gerçekte, yağın sindirilebilirliği, yeme ne düzeyde yağ katıldığı, yağın içeriği ve hayvanın yaşına göre değişir. Bu nedenle yağların değeri, beraber kullanıldıklarında diğer hammaddelere göre değişir. Bu nedenle yağların görünür metabolik enerji değerlerinin, kanatlı yaşına göre değişiklik gösterdiğini unutmamak gerekir. Bu yazının geri kalan kısmında, kanatlı yemlerine katılan yağların ekonomik değerini etkilediği bilinen faktörlerle ilgili bilgiler özetlenmektedir. Acılık ve Oksidasyon Yağların yemlik değeri, yemin hazırlanmasından önce veya daha sonra oluşan oksidatif acılık dolayısı ile değişebilir. Acılık, yağın duyularla saptanabilen (organoleptik) özelliklerini etkileyebileceği gibi, yağın hem rengini hem de "dokusunu" değiştirebilir. Bunun dışında acımış yağlar, hem yemdeki hem de hayvan bünyesinde depolanmış olan vitaminler gibi yağda eriyen besin maddelerinin tahrip olmasına neden olurlar. Oksidasyon, gliserin yapısındaki çift bağların bozulması olarak tanımlanabilir. Çift bağların doymamış yağlarda daha fazla bulunduğu hatırlanırsa, bu tür yağların oksidasyona karşı daha duyarlı olduğu kolayca anlaşılır. Oksidasyonun ilk aşamasındaki yağın doymamış grubundaki α-metilenik karbondan hidrojen ayrılması ile yağsı bir serbest radikal, atmosferdeki oksijenin (veya mineral oksitlerin) hücumuna uğrar ve değişebilir peroksit serbest radikaller oluşur. Bu proksit serbest radikallerin kendileri de güçlü katalistler olduğundan, kendi kendini katalize eden (otokatalik) bir süreç başlar ve acılaşma hızla artar. Oksidatif acılaşma, yağın enerji değerini düşürürken, kanatlı bünyesinde depolanmış yağda-erir vitaminlerin tahrip olmasına yol açar. Acılaşmaya karşı alınacak önlem, ethoxyquin gibi antioksidanların çoğu esas olarak, serbest radikalleri bağlayarak bunların değişebilirliğini durdurup, otokatalitik reaksiyonları keserler. Bu nedenle, antioksidanların etkili olabilmesi için, üretim sırasında veya üretildikten hemen sonra yağa iyi bir şekilde karıştırılmaları gerekir. Ek bir güvenlik önlemi olarak diyetlere, kullanılan premixler aracılığı ile bir miktar daha antioksidan katılır. Bu yazının geri kalan kısmında sözü edilecek olan yağların yeterli düzeyde antioksidan ile korunmuş olduğu ve aşırı oranda kirletici unsurlar içermediği varsayılmaktadır. Yağ Asidi Kompozisyonu Yağı oluşturan değişik unsurlar farklı sindirilebilirliğe sahip olduğundan, yağın kompozisyonu yağdan yararlanma düzeyini etkiler. Genel olarak kabul edilen bir husus, sindirimden sonra besinlerin dolaşım sistemine absorbe edilebilmesi için önemli koşullardan birinin misel oluşmasının gerçekleşmesidir. Misseller; safra tuzları, yağ asitleri, bazı monogliseridler ve muhtemelen gliserolün birbirine bağlanarak oluşturduğu komplekslerdir. Safra tuzları ve yağ asitlerinin ince bağırsağa taşınabilmesi ve burada mikrovili'ler tarafından absorbe edilebilmesi için bu maddelerin önce birbirleri ile birleşmeleri gerekir. Polar yapıda doymamış yağ asitleri ile monogliseridler, bu önemli birleşmeyi kolayca gerçekleştirirler. Ancak, oluşan misellerin kendilerinin, doymuş yağ asitleri gibi polar olmayan bileşikleri çözünür hale getirme özellikleri vadır. Bu nedenle, yağ absorpsiyonu, yeteri kadar safra tuzunun bulunması yanında, doymuş ve doymamış yağ asitleri arasında uygun bir dengenin var olmasına bağlıdır. O halde, doymuş ve doymamış yağ asitleri arasındaki dengeyi dikkate almak sureti ile daha etkin yağ karışımları oluşturmak mümkündür. Yağ asitleri arasında söz konusu olan bu sinerji, saf yağ asitleri kullanılarak en iyi şekilde gösterilebilir (Tablo 1). Tablo 1. Yumurta Tavuklarına Yedirilen Yağlardaki Farklı Yağ Asitlerinin ve Bunların Karışımlarının Bulunan ve Beklenen Metabolize Edilebilir Enerji Değerleri
Sonuçları Tablo 1' de özetlenen araştırmada, eşit miktarlarda karıştırılan doymamış oleik asit ile doymuş palmitik asidin oluşturduğu karışımın ME değeri, her iki saf yağ asidinin ME değerlerinin ortalaması olan 2710 kcal/kg olarak beklenirken, bundan %5 daha yüksek 2850 kcal/kg bulunmuştur. Demek ki, bu iki yağ asidinin karıştırılması ile, her iki yağın enerjilerinin ortalamasından %5 daha fazla bir faydalanıbilir enerji elde ediliyor. Diğer bir anlatımla; karışımda doymamış oleik asit bulunması, doymuş palmitik asitten daha fazla yararlanmaya olanak sağlamaktadır. Ancak, yukarıda anlatılan sinerjik etkinin, bazı araştırma sonuçlarının yorumlanmasını zorlaştırdığını da kabul etmek gerekiyor. Diyelim ki, mısırın sindirilebilirliğini ölçmek istiyoruz. Bu takdirde bir canlı hayvan denemesi kurup, hayvanı kısa bir süre besledikten sonra, yedirilen mısırı ve hayvanın bu sürede çıkardığı dışkıyı analiz ederek, mısırın sindirebilirliğini saptayabiliriz. Buna karşılık, canlı bir hayvanı, yağın sindirelebilirliğini ölçme amacı ile yalnız yağ ile besleyemeyiz. Bu durumda temel bir diyet alıp, bu diyete artan miktarlarda yağ ekleyerek, katılan her ilave miktarın sindirime etkisini ölçeriz. Daha sonra da elde edilen değerlere dayanarak ekstrapolasyon yöntemi ile, %100 yağ ile besleme yapıldığında elde edilmesi gereken sindirilebilirlik değerine teorik olarak varmış oluruz. Bu tür çalışmalarda, farklı iki düzeyde yağ içeren iki diyet arasındaki sindirilebilirlik farkının tamamının, aradaki yağ miktarı farkından kaynaklandığını var sayarız. Aslında, diyete eklenen yağın sinerjik etkisinden dolayı da sindirilebilirlik de bir artış oluyorsa, bu artışı da yağın gerçek sindirilebilirliğine eklemiş ve olduğundan daha yüksek ve hatalı bir değer bulmuş oluruz. Ancak bu duruma başka bir bakış açısıyla da yaklaşmak mümkündür. Bu yaklaşıma göre, söz konusu sinerjiden, kaynaklanan "artış", hayvan diyetine yağ katıldığında normal olarak karşılaşılan bir durumdur ve elde edilen sindirilebilirlik değeri, yağın pratikteki değerini daha isabetli olarak yansıtmaktadır. Diyetlere katılan yağlarla ilgili olarak, bazı araştırmacıların ileri sürdükleri ve canlı hayvan besleme denemelerinde ortaya çıkan, diyetteki hammaddelerin metabolize edilebilir enerjilerinin toplamından daha yüksek bir ME değerinin (buna "ekstra kalorik etki" de denmektedir) bulunması durumu, Leeson ve Summets' in 1976' da yayınladıkları bir tebliğde, yukarıda anlatılan sinerjik etki ile açıklanmaktadır. Tablo 2' de iki değişik temel diyet kullanılarak, mısır yağının ele alındığı, yukarıda anlatılan türden bir araştırmanın sonuçları özetlenmektedir. Tablo 2. Temel Diyette Yağ Asitlerinin Doymuşluk Derecesine Bağlı Olarak Mısır Yağının ME Değerinde Ölçülen Değişkenlik
Temel diyet doymuş yağ asitleri içeriyorsa, mısır yağının görünürdeki ME değerinde bir artış olmaktadır. Bu artış, büyük bir ihtimalle mısır yağındaki doymamış asitlerin, temel diyetteki doymuş yağ asitlerden daha fazla yararlanılmasını sağlamasından ileri gelmektedir. Ancak diyetteki bir besinin yerine bir diğerinin ikame edildiği deneme yöntemlerinin özelliği ve bu denemenin sonunda uygulanan hesaplama yöntemi gereği, söz konusu artış, denemeye alınan hammaddeye (bu örnekte, mısır yağı) ithaf edilmektedir. Lewis, 1989' da yaptığı çalışma sonunda, yemlerde kullanılan yağların çoğu için, en yüksek sinerjinin, yeme yağ katma oranının %3 olduğunda gerçekleştiğini saptamıştı. Bu araştırıcı aynı zamanda, ancak canlı hayvanlarda yapılan sindirilebilirlik deneme sonuçlarının gerçek hayatta uygulanabilirliği olduğunu, geleksel hesaplama yöntemi ile elde edilen sonuçların, pratik değeri olmadığını ileri sürmüştür. Konu ile ilgili diğer bir çalışma da Ketels ve DeGroote (1989), yağ sindirilebilirliği ve ME açısından optimum oranının saptanmış olması da, söz konusu oran ile ME değeri arasında bir bağlantı olabileceğini göstermektir. Diyette bulunan doymamış yağ asidi miktarının diyetteki toplam yağın ME değerini etkilediği böylece anlaşılmış oluyor. Ancak, diyetin içerdiği serbest yağ asitlerinin düzeyi de dikkatle izlenmesi gereken bir husustur. Bu serbest asitler acılaşmaya daha yatkın oldukları gibi, depolama düzenlerinin de aşınmasına neden olurlar. Her ne kadar, rumende gerçekleşen hidroliz sonunda yağ asitlerinin büyük bir kısmı serbest kalıyor ise de, monogliseridlerin de polar olmayan uzun zincirli doymuşların çözünebilmesinde önemli rol oynadığı saptanmıştır (Robb, 1976). Sklan da 1979' da yayınladığı araştırma sonuçlarında, üç haftalık piliçlerde yağ asidi absorsiyonunun, bu hayvanlara trigliseridler yedirildiğinde en yüksek, saf yağ asitleri yedirildiğinde ise en düşük olduğunu belirtmiştir. Bu olayın nedeni olarak, söz konusu koşullar altında misel oluşumunun daha zor olması veya safra salgısının daha az olması ileri sürülebilir. Sklan, serbest yağ asidince zengin yem hammaddeleri kullanıldığında, yukarıda sözü edilen araştırma sonuçları, bazı hayvan besleme uzmanlarının yüksek oranda serbest yağ asidi içeren yağlara kuşku ile bakmalarına neden olmuştur. Ancak, Alao ve Balnave 1985' de yaptıkları bir araştırma sonunda, %2 ve %16 serbest yağ asidi içeren donyağı ile beslemede, bu iki diyet arasında ME değeri ve yağdan yararlanma açısından herhangi bir fark saptamadıklarını bildirmişlerdir. Bu araştırmacılar elde ettikleri sonucu, donyağındaki linoleik asit ve/veya doymamış yağların, yağdan yararlanma üzerinde, serbest yağ asidi düzeyinden daha etkili olduğu şeklinde yorumlamışlardır. Aynı şekilde, Waldroup ve ark. 1995' de yayınladıkları bir çalışmada, serbest yağ asidi düzeyinin, broyler performansı üzerinde herhangi bir etkisi olmadığını ileri sürmüşlerdir. Misel oluşması ile yakından ilgili olan diğer bir faktör de, safra tuzlarının mevcudiyetidir. Daha aşağıda da anlatılacağı gibi, genç piliçlerin yağdan daha zor yararlanabilmelerinin temelinde, bu hayvanlarda safra tuzu üretimi döngüsünün tam olarak gelişmemiş olması yatmaktadır. Atteh ve Leeson (1985), broyler piliçlerinin diyetine kolik asit (safra tuzu) katmanın faydasını açıkça saptamış bulunuyorlar. Tablo 3. Broylerin Diyetteki Kolik Asitlerine Verdiği Tepki
Diyette yaklaşık %9 palmitat veya %9 oleik/palmitat karışımı olduğunda, diyete eklenen kolik asit sonucu, kanatlı performansında ve yağdan yararlanma düzeyinde önemli ölçüde bir artış görülmüştür. Ne yazık ki, bu denemede uygulandığı gibi, diyete %0.2 oranında kolik asit katılması, bugünün şartlarında ekonomik olmamaktadır. ME değeri açısından, yağ asitleri arasındaki optimum oranları ve optimum yağ düzeyini saptamak mümkün olmakla beraber, bu bilgilerin pratikte formülasyon matriksi oluşturulmasında nasıl kullanılacağını kavramak bazen kolay olmamaktadır. Miller ve ark. 1983' de yayınladıkları bir bildiride, yeme değişik düzeylerde katılan yağın ME değeri üzerinde oluşturduğu değişikliği dikkate alan iki yöntemi açıklamışlar ve bu yöntemlerin uygulanması ile yem maliyetinde %1 oranında bir tasarruf elde edilebileceğine işaret etmişlerdir. Bağırsakla İlgili Faktörler, Geçiş Süresi ve Diğer Hammaddelerle Etkileşim Bağırsak ortamında geçerli olan koşullar, bütün besinlerin sindirimi ve/veya absorsiyonu üzerinde etkili olurlar. Freeman, bağırsakta sindirilmekte olan besin kitlesinin pH düzeyinin yağdan yararlanma oranını etkilediğine işaret ederek, asidik ortamın misel çözünürlüğünü düşürdüğünü ifade etmiştir (1969). Sıçan diyeti laktik asit içerdiğinde, yağ sindirilebilirliğinin düştüğü bilinmektedir. Bu bilgilerin ışığında, organik asitlerden oluşan küf önleyicilerin ve sindirim sisteminin pH düzeyini düzenleyen çeşitli yem katkılarının kullanımı ile ilgili olarak daha fazla inceleme ve araştırma yapılması gerektiği anlaşılmaktadır. Yağdan yararlanmayı olumsuz etkileyen unsurlardan biri de, sindirim sistemine yüksek düzeyde lifli maddeler alınması olarak görülmektedir (Tablo 4, Cherry ve Jones, 1982). Tablo 4. Değişik Lifli Madde Kaynakları İçeren Diyetlerde Yağdan Yararlanma Oranları
Görünüşe göre, diyetin selüloz içeriği arttıkça, yağ sindirimi de düşmektedir. Bunun olası açıklaması, liflerin safra tuzları ile kompleksler oluşturması ve daha sonra misel oluşumuna katılamamasıdır. Diyette bulunan yağ, aynı zamanda mide-bağırsak kanalından geçiş hızını da etkilemekte, bunun sonucu olarak da diyetin genel ME değeri değişmektedir. Sell ve ark. Iowa State Üniversitesi' nde yaptıkları bir araştırmada bu etkileşimi vurgulayarak, yağlarla ilgili olarak "ekstra-metabolik" etki olarak bilinen durumu açıklamaya çalıştılar. Meteos ve ark.'larına göre, katı ve sıvı yağlar, midenin boşalmasını ve ince bağırsaktan geçişi zorlaştırmaktadır (1982). Bu araştırıcılar, diyetteki yağ arttıkça, sindirilmekte olan kitlenin ince bağırsaktan geçiş süresinin uzadığını, dolayısı ile enzimlerle ve bağırsağın emici noktaları ile daha uzun süre temasta kaldığını ifade etmişlerdir. Diğer bir açıklama da, yine sindirim anzimleri ile daha uzun süre temasa bağlı olarak, yağların yağ olmayan besinlerin sindirimini arttırıyor olma olasılığıdır. Kanatlının Yaşı Genç yaştaki kanatlıların ergin hayvanlara kıyasla diyetteki yağdan daha az yararlandıkları uzun süreden beri bilinmekle beraber, bu husus diyet formülasyonlarında ender olarak dikkate alınmaktadır. Sell ve ark.' larının yaptığı bir çalışmanın sonuçlarını özetleyen Tablo 5' de, genç hindilerin değişik yağ kaynaklarından, yaşları ilerledikçe ne ölçüde yararlanabildikleri açıkça görülmektedir. Tablo 5. Genç Hindilerin Diyetlerindeki Yağlarla İlgili Olarak Saptanan ME Değerleri (kcal/kg)
Katangole ve March da, 1980' de yayınladıkları bir araştırmada, 6 ve 3 haftalık broylerler ve Leghorn' lar arasında yaptıkları karşılaştırmada donyağından yararlanma açısından, daha yaşlı hayvanlar lehine %20-%30 bir fark saptadıklarını belirtmişlerdir. Yaşın, yağların metabolize edilmesindeki etkisi, doymuş yağlarda çok daha belirgin olarak görülmektedir (Tablo 6, Whitehead ve Fisher, 1995). Tablo 6. Kanatlı Yaşı, Yağın Doymuşluk Derecesi ve Yağ Sindirimi
Daha yaşlı kanatlıların, yağları ve özellikle doymuş yağları neden daha iyi sindirdikleri tamamı ile anlaşılmış değildir. Genç kanatlıların safra tuzlarını daha zor dönüştürebildikleri bilinmekte ve daha önce de belirtildiği gibi, bu hususun yağ sindiriminde etkili olduğu sanılmaktadır. Ayrıca, genç kanatlılarda yağ asidi bağlayan proteinlerin yeteri kadar üretilmediğine dair de bazı ipuçları bulunmaktadır. Katangole ve March, yumurtadan yeni çıkan civcivlerin, yağ asidi bağlayan proteinlerinin, 8 hafta içinde beş katına çıktığını ifade etmektedir (1980). Kanatlının Tipi Yağdan yararlanma araştırmalarının çoğu broyler ve Leghorn'lar üzerinde yürütüldüğünden, diğer kanatlı hat ve tipleri ile ilgili elimizde sınırlı bilgi bulunmaktadır. Soto-Salanova ve ark. 1991' de yaptıkları bir araştırmada, hindi yavrularının da yüksek yağlı diyetleri sindirmekte zorlandıklarını ve bu diyetlerin ME değerlerinin beklenenden 500-700 kcal/kg daha düşük bulunduğunu açıklamışlardır. Bu etki birkaç değişik yağ kaynağında görülmüştür. Basha ve Leeson da, 1991' de yaptıkları fakat yayınlamadıkları bir gözlemde, genç hindilerde ölçülen düşük diyet ME değerlerini yağdan yararlanma konusundaki güçlüğe bağlamaktadırlar (Tablo 7). Tablo 7. Genç Hindiler ve Broyler Civcivlerinde Diyet ME Değeri ve Yağdan Yararlanma
Tablo 7' de broyler civcivleri %12.5 yağ içeren diyeti oldukça iyi bir düzeyde sindirilebilirken, bu diyetle beslenen hindi palazlarının son derece düşük bir ME değeri verdikleri gözlenmektedir. Sabun Oluşumu Yağlar sindirildiğinde, serbest yağ asitlerinin diğer besinlerle reaksiyona girme olanağı doğar. Bu tür reaksiyonlardan biri de, minerallerle olan birleşmedir. Bu birleşme sonunda, çözünen veya çözünmeyen sabunlar oluşur. Oluşan sabun çözünmeyen cinsten ise, hayvan mineral besinden ve yağ asidinden yararlanamaz. Atteh ve Leeson (1984), broyler civcivlerinin sindirmeye çalıştığı besin kitlesinde önemli miktarda sabun oluştuğunu ve bu olayın özellikle doymamış yağlar için sözkonusu olduğunu ve diyetteki mineral düzeyinin arttığı durumlarda ortaya çıktığını belirtmektedir (Tablo 8). Tablo 8. Yağ Kaynağının ve Diyetteki Kalsiyum Düzeyinin Yağ Sindirimi ve Dışkıda Sabun Oluşumu Üzerindeki Etkisi
Diğer bir araştırmada Atteh ve Leeson (1983), dışkıda görülen bu sabun oluşumunun, broylerin kemiklerindeki kül ve kasiyum içeriğinin düşmesine bağlı olduğunu ileri sürmektedirler. Yaşlı kantlılarda sabun oluşumu, göreceli olarak daha az sorun yaratmaktadır. Bu durum, yumurtlama döneminde yüksek düzeyde kalsiyum verilen tavuklar açısından önemlidir. Kalsiyumdan başka, magnezyum gibi diğer mineraller de doymuş yağ asitleri ile sabun oluşturabilirler. Yaşlı kanatlılarda ve diğer bazı hayvanlarda, sindirim sisteminin üst bölümlerinde değişen pH değerine bağlı olarak bu sabunlar çözünmektedir. Bu şekilde çözünme gerçekleşirse, hayvan hem minerallerden hem de yağ asitlerinden yararlanabilmektedir. Bu nedenle, sindirim sistemi muhtevasının pH düzeyinin ayarlanması, sabun oluşumunun kontrolü açısından önemli bir parametredir. Sonuçlar Yağlar yoğun bir enerji kaynağı oldukları gibi bazı gerekli yağ asitlerinin de kaynağıdır. Genel olarak, doymuş yağ asitleri, özellikle genç kanatlılarca, doymamış olanlara kıyasla daha zor sindirilirler. Bununla beraber, değişik sınıftan yağların oluşturduğu karışımlarda bu yağlar arasında sinerjik bir etkinin de olduğu bilinmektedir. Yağlar diğer besin maddelerinden yararlanmayı etkileyebilmektedir. Bu arada, diyette yüksek oranda bulunan lifli maddeler ve mineraller de, yağ sindirimine olumsuz etki yapabilmektedir. Yağlar diyete düşük düzeyde (%3' ün altında) katıldığında, yağın ME değeri diyetteki diğer unsurlardan etklenmektedir. Daha yüksek düzeylerde yağ kullanıldığında, yağdan yararlanma oranı, yağın kompozisyonu göre değişmektedir. Formülasyonlarda kullanılan yağlara ait ME değerlerinin, yağın doymuşluk derecesine ve kanatlı yaşına göre düzeltilmesi gerekir. Tablo 9' da Leeson ve Summers' in (1991) bu amaçla kullanılabileceğini ileri sürdükleri potansiyel değerler verilmektedir. Tablo 9. Değişik Yağların Kanatlı Yaşına Göre ME Değerleri
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
AGROTURK Agro-Endüstriyel
Müşavirlik |